Bugün ‘Kıbrıs’ta ne oluyor’ diyenlere küçük özet yapmak istiyorum. Çünkü garip bir değişim var tam da bugünlerde. Birden bire sinsi politikaların krallığı İngiltere iki devletli çözümden söz etmeye başladı. Ya da söz ettirmeye. Önce İngiliz Bulvar gazetelerinde Türkiye’nin haklılığı, Kıbrıs’ta iki devletli çözümün kaçınılmaz olduğu haberleri çıktı. Ardından Dışişleri Eski Bakanı Jack Straw ve İngiliz uzmanlar “İki devletli çözüm” dediler. Bu Rauf Denktaş’ın yıllar önceki tezidir. Birden bire adada federasyon, söyleminden iki devletli çözüm söylemine geçilmesi ilginçtir.

Gerçi İngiliz yetkililerin bu konuda resmi bir açıklaması olmadı ama hükümete yakın bulvar gazetelerinde sonrasında da eski bakanlardan ve siyasi uzmanlardan iki devletli çözüm söylemini duyduk.

Bu Ada İngilizler için, 50 yıl önce ne kadar hayatiyse, bugün daha da fazla öyle! Başbakan Macmillan, “Mısır’ı kaybettik ama Kıbrıs, alternatif üstür” demişti. “Kıbrıs Adası’nı kim elinde tutarsa, İskenderun limanını ve Türkiye’nin arka kapısının kontrolünü de elinde tutar.” diye eklemişti. Bunu hiç aklımızdan çıkarmayalım. Yayınımızı dinleyin…

Bölüm Tam Metni

Kıbrıs adını ilk kez ilkokulda duydum. Kıbrıs doğduğum yıl kana boğulmuştu. İngilizler iki toplumu birbirine sokmuştu. Kıbrıs’ta olup bitenler bizim kuşak için büyük paralellikler taşır. Ne çileli bir adadır. Çünkü lanetli bir coğrafyadadır. Devlerin savaş alanıdır. Küresel çetelerin satranç tahtasıdır…

İngiltere ve Avrupa genellikle adada çözümsüzlüğün bayraktarıdır. Çözüm kelimesi dillerinden düşmez ama çözümsüzlüğü ve çatışmayı körüklerler.

Geçen ay Nisan sonunda Cenevre’de yapılan son Kıbrıs görüşmelerinde de çözüm diye başlayıp çözümsüzlükle noktalanan bir orta oyunu oynadılar.

Bugün Ada’da ne oluyor diyenlere küçük özet yapmak istiyorum. Çünkü garip bir değişim var tam da bugünlerde… Birden bire sinsi politikaların krallığı İngiltere iki devletli çözümden söz etmeye başladı. Ya da söz ettirmeye… Önce İngiliz Bulvar gazetelerinde Türkiye’nin haklılığı, Kıbrıs’ta iki devletli çözümün kaçınılmaz olduğu haberleri çıktı. Ardından dışişleri eski bakanı Jack Straw ve İngiliz uzmanlar “İki Devletli” çözüm dediler. Bu Rauf Denktaş’ın yıllar önceki tezidir. Birden bire adada federasyon söyleminden iki devletli çözüm söylemine geçilmesi ilginçtir…
Gerçi İngiliz yetkililerin bu konuda resmi bir açıklaması olmadı ama hükümete yakın bulvar gazetelerinde, sonrasında da eski bakanlardan ve siyasi uzmanlardan iki devletli çözüm söylemini duyduk.

İngiltere’nin 40 yıldır reddettiği tezleri sahiplenen birileri varsa bunun hayra alamet olmadığını çocuklar bile anlar.

Bu alakanın arkasında ‘Doğu Akdeniz Boru Hattı’ projesi olabilir mi? diye düşünüyoruz. ‘Eastmed Boru Hattı’ projesi 2020 başında imzalanmıştı. 1 yıldır Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail liderleri bu projeyi konuşuyor, geliştiriyor. İsrail, Mısır, Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan arasında sık sık doğalgaz forum toplantıları yapılıyor. Filistin ve Ürdün de bu toplantılara gözlemci gönderiyor.
Projeye göre Doğu Akdeniz kaynakları Kıbrıs ve Girit üstünden Yunanistan topraklarına ulaşacak ve doğalgaz Yunanistan üzerinden İtalya’ya oradan da bütün Avrupa’ya aktarılacak.
Ama küçük bir sorun var: Türkiye, Güney Kıbrıs Rum kesiminin olduğu bu projeye katılmıyor. Katılmamakla kalmıyor Libya ile yaptığı anlaşma ile bu projenin hayata geçmesini engellemiş oluyor.
Böylesi bir ortamda İngiltere yeniden oyun kuruyor ve pozisyonunu bir kez daha belirliyor. Her ülke rakibine göre konuşlanmakta ve Kıbrıs’ta Rum tarafı ve Türk tarafına bu paylaşım mantığı ile bakmaktalar. İngiltere de el altından Türk tarafındaki yerini sağlamlaştırma adımları atıyor olmalı! Zaten Maraş konusunda kapsamlı projeleri olduğu biliniyor.
Kısacası, Doğu Akdeniz’deki petrol ve gazın paylaşımı dünyayı yöneten çetelerin en önemli gündemi… O nedenle İngiltere bayram değil seyran değilken ‘iki devletli’ çözüm lafını el altından ortaya atıverdi. Birileri o sakızı çiğniyor!

Biraz geriye gidelim…

Ada her zaman küresel efendilerin çekişme alanıydı. Ve büyük güçler tarihin her döneminde adayı Yunanistan’a bağlamak istemişti. Hatta Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roozevelt, “Kıbrıs Yunanistan’a bağlanmalıdır. Petrol kaynaklarını koruyabilmek için bu şarttır!” demişti.

Batılı devletler 300 yıllık Osmanlı idaresinin ardından, Kıbrıs’ın bir Rum adası olması için büyük gayret gösterdiler. Roosevelt, “Bu adayı elinde bulunduran gücün, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanları kontrol edeceğini.” söylemişti.

Yıllar sonra bir başka Amerikan Başkanı Bush “Ortadoğu’nun anahtarı Kıbrıs’tadır!” demişti…

2006 Haziran-Aralık ayları arasında Finlandiya, Avrupa Birliği Dönem Başkanıydı… TRT’deki ‘Sınırlar Arasında’ belgeseli için Finlandiya’daydım. “Kıbrıs’ta çözüm” yine gündemin ilk maddesiydi ve Türkiye’ye dayatılan şartlar inanılmazdı.

Gazi Mağusa Limanı’nın Avrupa Birliği denetimine açılmasından tutun da Maraş’ın, Birleşmiş Milletler denetimine verilmesine kadar istekler sonsuzdu!

Bu tekliflere göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bazı topraklarını verecek, bunun karşılığında Batı Kıbrıs Rum kesiminden pasaportu olan Türklere ticaret özgürlüğü tanıyacaktı!

Bu şekilde “Kıbrıs’ın izolasyonu bir şekilde sona erdi.” denecekti. Finlandiya’nın dâhiyane çözüm teklifi buydu…

Finlandiya’da en üst düzey röportajlar yapmış ve hep aynı soruyu sormuştum: “Ada’nın yarısı, Avrupa Birliği hukuku ihlal edilerek, Birliğe alınmış ve bir bütün olarak kabul edilmişti. Rum tarafı tüm adanın temsilcisi. Ada’nın yarısının birliğe kabulü yasalara aykırı değil mi?”

Cevap hep aynıydı: “Aldatıldık, bilemedik! Çözüm arayışları devam edecek…”

Sihirli kelime ‘çözüm’dü. Gelin şu ‘çözüm’, Batı için ne demek bakalım… Bunu yıllar içinde Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Amerika birçok kez açıkça ortaya koymuşlardı. Çözüm Türkleri yok saymak adayı Yunanistan’a bağlayarak aslında ona el koymaktı.

Batı bunu 40 yıl içinde başardı.

1960’ta tarihin ilk bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştu. Kurulduktan sadece üç yıl sonra 1963’te Cumhurbaşkanı Makarios, Türkleri “azınlık” durumuna düşüren teklifi hazırlamıştı.
Birleşmiş Milletler, Rum yönetimini ödüllendirerek Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak tanıdığını açıklamıştı!
Türklere karşı “ölümlerden ölüm beğen” politikası yıllarca sürdü. Sonunda 1974’te Türkiye Ada’daki katliama müdahale etti. Barış Harekâtı’yla Türklerin hayatı kurtuldu.
15 Kasım 1983’te, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 550 sayılı karar ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ayrılıkçı bir hareket olarak tanımladı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sadece Türkiye tarafından tanındı. Tanımaya kalkan başka devletler çeşitli yollarla durduruldu.
2002’de Ada, Annan planıyla sarsıldı.
Annan planının açıklanmasından sadece bir ay sonra düzenlenen Kopenhag Zirvesi’ne tüm “Kıbrıs” ı temsilen Klerides davet edildi. Yani Avrupa Birliği üyeliği kendisine gümüş tepside ikram edilmişti.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği yetkililerine, “Yıllardır bu meselenin niçin halledilmediğini biliyor musunuz? Siz Rumlar için hallettiniz de onun için!” demişti.

Oyunun 2. Perdesi 2004 yılında oynandı. AB Dönem Başkanı Hollanda’ydı. Başbakan Balkenende, Türkiye’ye “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımadan AB’ye üye olamazsınız!” diyordu.
Türkiye sınırlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmalıydı.
Bu sürecin sonunda toprak ve tazminat talepleri yeri göğü saracaktı. Maraş’ta mülklerini hatırlayan Rumlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kazandı. Türkiye borçlandırıldı.
Akdeniz’in doğusunda Ortadoğu’ya bir adım mesafede, örümceğin ağları arasında bir Ada Kıbrıs. Dertleri kendinden çok büyük… Ada petrol ve gaz denizi ortasında… Küresel ağababaların en büyük askeri üsleri orada…

Dikelya ve Akrotiti İngiliz üslerini üssünü Amerikan silahlı kuvvetleri de kullanıyor. Akrotiti’de nükleer başlıkların saklandığı, korunduğu yerlerden söz ediliyor.

Rumlar, dünya petrol devlerini Ada’nın tek sahibiymiş gibi davet ettiler.

Mısırla ekonomik bölge anlaşması yaptılar. Ada’ya, İngiliz Shell şirketini, Amerika’nın Exxon’unu, Rus şirketlerini, Hint şirketlerini, Çin şirketlerini davet ettiler.

Rumların taktiği, Maraş’ı geri almak ve Maraş’taki Gazi Mağusa Limanı’na el atmaktı. Çünkü Mağusa Limanı, Ada’daki en büyük liman ve tüm ihracatın, ithalatın yapıldığı ve Türk ordusunun ikmalinin yapıldığı liman! Maraş elden giderse Mağusa Körfezi’ndeki kıyılar da gidecekti. Belli bir yol da kat ettiler!

Bu Ada, İngilizler için 50 yıl önce ne kadar hayatiyse, bugün daha da fazla öyle! Başbakan Macmillan, “Mısır’ı kaybettik ama Kıbrıs, alternatif üstür.” demişti. “Kıbrıs Adası’nı kim elinde tutarsa, İskenderun Limanı’nı ve Türkiye’nin arka kapısının kontrolünü de elinde tutar.” diye eklemişti. Bunu hiç aklımızdan çıkarmayalım!

Yüzmeyen bir uçak gemisiydi Kıbrıs ve tüm küresel politikaların merkezinde yer almaktaydı. O yüzden birtakım ekran gülleri ya da sosyal medya bülbüllerinin saçma sapan Kıbrıs yorumlarını ciddiye almayın! Çoğu satılık kalem Kıbrıs’ın hiçbir önemi olmadığını, Kıbrıs’ın özgürleştirilmesini ve Rumlaşmasına göz yumulması gerektiğini savunadursunlar. Bilen, Kıbrıs’ın kardeşliğinin ve Türkiye için önemini çok iyi biliyor.

Banu AVAR
06 Mayıs 2021

 

Önceki İçerik#51 – 1 Mayıs Kutlu Olsun Tüm Emekçilere!
Sonraki İçerik#53 – Bayramlar ve Filistinli Dostlar
2009’da Avrasya TV'de DÜNYA DÜZENİ adlı haber programını yaptı. 2004-2008 arasında TRT'de ‘SINIRLAR ARASINDA’ Haber Belgesel Programının yapımcısıydı. Londra City University televizyon bölümünde yüksek lisans yapan ve BBC TV Belgesel kurslarını bitiren Banu Avar BBC Türkçe bölümünde yapımcı ve sunucu olarak çalışmış, TRT’nin Londra muhabirliğini üstlenmiş; Günaydın, Vatan, Dünya, Politika gibi gazetelerde muhabir olarak çalışmış ve birçok dizi yazıya imza atmıştır. TRT 1 ve TRT 2’de yapımcılığını, yönetmenliğini ve sunuculuğunu üstlendiği "Mozaik" ve "Kaleideskop" programları yayınlanmıştır. "32. Gün" programının ilk yıllarında programın Londra muhabirliğini yapmış ve Kıbrıs, Demirkırat gibi belgesellerde yapımcı, araştırmacı olarak görev almıştır. BEN SEZAR (‘I, Ceasar’), KIRIM SAVAŞI (‘Crimean War’), BÜYÜK OYUN ‘The Great Game’ ve TRUVA ‘Troy’ gibi BBC ve Discovery Channel belgesellerinin künyesinde Türkiye prodüktörü olarak yer almıştır. 1999’da TV8’in belgesel bölümünü kurmuş, 2004’e kadar 30’dan fazla belgesele imza atmıştır. 2004 yılında -Attila İlhan ve Erol Manisalı ile birlikte- işine son verilmiştir. Denizciler, Bir Zamanlar Kıbrıs’da, Artık BİZ DE varız!, Devlerin Savaş Alanı Afganistan, Türkiye Sevdalıları gibi belgesellerden OHRİ, GÜZEL OHRİ Makedonca’ya çevrilmiş ve Makedon Ulusal TV Kanalında bir çok kez gösterime girmiştir; Rıza oğlu Haydar ALİYEV belgeseli ise Azerbaycan Devlet Kanalında defalarca yayınlanmıştır. 2004 yılında yapımına başladığı; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Avrupa’dan dosyalarla 82 ülkeden konuların yer aldığı Sınırlar Arasında belgeseli 2008 mayıs ayında ABD, İsrail, Gürcistan, İsveç Büyükelçilerinin şikayetleri sonucu yayından kaldırıldı.. Bu gerekçe TRT üst yönetimi tarafından beyan edilmiştir! Avar daha sonra, 2009 Şubat - Haziran arasında AVRASYA TV (ART)'de "DÜNYA DÜZENİ" adlı haber programını yaptı. Banu Avar, 2004-2008 yılları arasında 40'dan fazla kurumdan çeşitli ödüller ve plaketler almıştır. 8 kitabı bulunmaktadır: Sınırlar Arasında (2006) Avrasyalı Olmak (2007) Hangi Avrupa (2007) ‘Böl ve Yut!’ (2008) Hangi Dünya Düzeni (2009) Kaçın Demokrasi Geliyor (2010) Gün O Gündür (2012) Zemberek (2016)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here