#44 – Montrö ve Amiral Cem Gürdeniz’den Dersler

0
52

Cem Gürdeniz’i ve ailesini 20 yıldır tanırım. 2001′ de TV8’de Denizciler Belgeseli’ni yaparken tanışmıştık. O Deniz Kuvvetleri Komutanının Özel Sekreteriydi ve belgeselin tüm koordinasyonunu o yapmıştı. İnanılmaz bir kurmay ve komutandır. Bölücü kesimin ve Türkiye’deki belli mihrakların nefret ettiği “Mavi Vatan” kavramının isim babasıdır ve deniz konusunda en kapsamlı bilgiye haiz isimlerden biridir. 2010’da Ergenekon, Balyoz sürecinde FETÖ kumpasıyla içeri alınmış, 4 yıl tutuklu kalmış sonrasında beraat etmiştir. Tutukluluğu sırasında Silivri’de yaptığımız söyleşinin bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim.

Bölüm Tam Metni

Türkiye’nin en önemli jeostratejistlerinden biri olan Cem Gürdeniz şu an Ankara’da gözaltında… Malum 104 emekli amiralden 10’u, 5 Nisan’da gözaltına alındı. Henüz sorguları yapılmadı. Bekliyorlar…

Cem Gürdeniz’i ve ailesini 20 yıldır tanırım. 2001’de TV8’de ‘Denizciler Belgeselini’ yaparken tanışmıştık. O Deniz Kuvvetleri Komutanının Özel Sekreteriydi ve belgeselin tüm koordinasyonunu o yapmıştı. İnanılmaz bir kurmay ve komutandır. Bölücü kesimin ve Türkiye’deki belli mihrakların nefret ettiği “Mavi Vatan” kavramının isim babasıdır ve deniz konusunda en kapsamlı bilgiye haiz isimlerden biridir. 2010’da Ergenekon, Balyoz sürecinde FETÖ kumpasıyla içeri alınmış, 4 yıl tutuklu kalmış sonrasında beraat etmiştir. Tutukluluğu sırasında Silivri’de yaptığımız söyleşinin bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim.

“2014’te kendisine FETÖ’nün ilk hedefi Deniz Kuvvetleri idi, neden?” diye sormuştum.

Şöyle cevaplamıştı:

Türkiye kara ülkesi olduğu kadar bir deniz ülkesi… Sevr Anlaşması’nı hatırlayın; Türkiye kuzeyde kısa bir kıyıyla sınırlanıyordu. Ne Ege Adaları ne Kıbrıs ne de Türk Boğazlarına sahip oluyordu. Açık denizler ve okyanuslara erişimden ebediyen soyutlanıyordu.

Cem Amiral, Batı’nın 16.Yüzyılda Türk Donanması’nın hakimiyetini asla unutamadığını anlatmıştı.

20. yüzyıl sonunda 16. yüzyılda başarılanlara benzer bir durumda olduğumuzu düşünüyordu.

Donanma:

1) Teknoloji üretimi,
2) Strateji ve doktrin üretimi,
3) Güç kullanımı bakımından belli bir seviyeye gelmişti.

1.Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra yaşanan ambargo küresel çetenin bakışının özetiydi. Ne diyordu Amerika: “Bir tampon devlet ulusal çıkarları için savaşamaz. Savaşıp savaşmayacağına biz karar veririz. Sözümüz dinlemezlerse önce ambargo, sonra Ermeni terörü sonra da ekonomik krizlerle sizi cezalandırırız!” Bu söylemi deşifre edenlerin başında Deniz Kuvvetleri geliyordu demişti Cem Amiral.

Türk denizcilerinin Karadeniz’de Amerika için çalışması konusuna özel bir parantez açmıştı. 1960’ta Amerika’nın Montrö’ye karşı aldığı bir karar vardı. Amerikan donanması, madem Montrö Sözleşmesi dolayısıyla Karadeniz’e çıkamıyordu bunu Amerikan denizaltılarıyla Türkler yapacaktı!

Amerika’nın hedefi Rusya’yı çevrelemekti ve Karadeniz’de Türk denizaltılarını Amerika için kullanacak bir devşirme sistemi planlandı. Cem Amiral şöyle anlatmıştı:

“Türk donanmasında öncelik denizaltılara verildi ve personelin eğitimi ABD’de yapıldı. Denizciler kurslarla yetinmeyip ABD deniz subaylarının gittiği yüksek lisans okullarına da girdiler. Her sınıfın ilk 15 öğrencisinin eğitildiği bu okuldan geleceğin kuvvet komutanı amiraller ve tepe yönetimde yer alacak olanlar ‘devşirilmiş’ olarak çıkacaktı. Ben de bu okuldan 1984’te mezun oldum. Okul şu ana kadar 900 mezun verdi. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Türk deniz subayları öncelikle Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu mezunuydular. Türkiye’ye dönenler orada öğrendiklerini Türkiye’ye dönünce uygulamaya başladılar.”

“Balyoz ve diğer isimli davalarla Deniz Kuvvetleri Komuta yapısı bir anlamda çökertildi ama bahriyenin teknik/taktik yeteneğinde bir değişme olmadı. Ancak stratejik/operatif alanda gücü kullanmada ciddi sorunlar çıkacak. Zira stratejik karar verecek fikir üretebilecek en iyi denizciler gelecek 20 yıl için elenmiş oldu. Bir Blackseafor ya da Akdeniz Kalkanı harekâtını başlatma kararı verebilecek amiral ve albaylar yok edildi.” demişti.

Şimdi Avrupa/Atlantik yapısının koşulsuz emrine girecek ve NATO yaklaşımından milim şaşmayacak bir amiral sınıfı yaratılacak da demişti.

2014’te ona şu soruyu yöneltmiştim: Türk Silahlı Kuvvetleri kendini ve milleti koruma inisiyatifinden nasıl uzaklaştı ki en kıymetli subayları esarete düşebildi?

“Yakın tarihi iyi incelemek gerek. İdeolojik bütünlüğü ve vatan sevgisi konusunda alt yapısı olmayan tüm ordular tarihte savrulma yaşar.” demişti.

Türk Ordusu, Cumhuriyetle birlikte Kemalist ideoloji çerçevesinde yapılandı. Halkın ordusuydu. Baş özellikleri; laiklikti ve ulus devlet yapısıydı.

Ancak Avrupa/Atlantik yapı ile ikili ilişkilere girilince ve CHP 1947 kurultayında kendi temel ideolojisini tamamen terk edip, pek çok alanda Kemalizm’i sulandırınca ve üstüne bir de NATO üyeliği de başlayınca ordunun temel değerlerin de çatlamalar oldu. Kurmay subaylık bir nevi ödül kastına dönüştürüldü. Yurt dışı görev, amirallik ve generallikte sınıf atlama ve benzer tedbirlerle askerler siyasetten çok, kendi aralarında rekabete ve terfiye yönlendirildi. Bu arada ordu evleri, kamplar özellikle maaş artışları ile ordu, halkın ordusu olmaktan çıkarıldı. Kast sistemi ordusuna dönüştü! Ama gelen subayların astsubay adaylarının yüzde 95’i orta kesim halk çocuğu idi. 12 Mart 1971 darbesiyle ordudaki sol görüşe yakın Kemalistler tasfiye edildi. 12 Eylül 1980 bu tasfiyeyi katladı. Soğuk savaş sonrası ABD, ulusal çıkarları gözeten Kemalist kadroları hedef aldı. Balyoz ve diğer davalarla, tüm Kemalistler tasfiye edilmiş oldu. Bazı komutanlar ağır tehditlerle susturuldu. Hatırlayalım, 1971 darbesinde Orgeneral Faik Türün 83 deniz teğmeninin idamını istemişti. Yürekli bir hâkim buna karşı çıkmış ve gençler kurtulmuştu.

“Bir kumpasla karşı karşıya kaldığınızı anladığınızda aklınıza ilk ne geldi?” diye sormuştum.

Cevabı şöyleydi:

“2009 yılında şahsıma büyük saldırılar başladığında, Donanma Komutanı Oramiral Uğur Yiğit’i bilgilendirdim ve saldırıların donanmayı hedef aldığını söyledim. Arkasında F tipi ve ABD olduğunu anlattım. Ama etkisi olmadı!
2009 Ekim ayında AB’nin Türkiye İlerleme Raporu açıklandığında, Deniz Kuvvetleri’nin ismen şikâyet edildiğini tespit etmiş ve Uğur Yiğit’e bu durumu MGK’da hükümete iletmek gerektiğini söylemiştim. Sonuç sıfır oldu.
2010 yılında Kuvvet Komutanına Deniz Harp Okulu kız öğrencilerinin servis edildiği haberleri medyaya yayıldı. Bu alçak haberi duyar duymaz kuvvet komutanına koştum ve açıklama yapmasını rica ettim… Hazırlık yapmamı, Genelkurmay’a ileteceğini söyledi… Ama hiçbir şey yapmadı!
Oysa biz üniforma için değil kefen için hazır subaylarız! Belli makamlara gelenler sadece savaş zamanı değil barış zamanı da gerekirse ölümü göze almalıdırlar! Ama ne yazık ki bu bilinçte olmayanlarla yönetildik.”

Bundan sonra Türk ordusu nasıl bir süreç yaşar?

“Ordular böyle dönemlerden ya büyük dayak yiyerek ya da radikal siyasi değişimler sonucu toparlanma sürecine girerek çıkarlar.” demişti.

“Türk ordusunun MİLLİ mi, NATO’cu mu olacaktır?” soru budur.

“Türkiye Avrasya’ya dönmediği ve AB/ABD/NATO’da ısrar ettiği sürece 21. yüzyılda kaybedecek, Avrupa-Atlantik yapının sömürgesi olarak varlık gösterebilecektir.” diye eklemişti…

Son 2 gündür sürdürülen siyasi linç Cem Amiral için de geçerli… Cumhurbaşkanı, Cem Amiralin belirlediği “Mavi Vatan” kavramını sık sık kullanıyor, Montrö için ‘sözleşmeye bağlılığımızı sürdüreceğiz’ diyor… Ama ardından bir cümle daha geliyor: “Daha iyisi için imkân bulana kadar” diye ekliyor. Bu cümle Amerika’nın yıllardır uğraştığı “Montrö’yü değiştirelim çağa uyduralım” söylemine pek yakın!

Banu AVAR
08 Nisan 2021

Önceki İçerik#43 – Amiraller Bildirisi ve Montrö!
Sonraki İçerik#45 – Batı’nın Deli Gömleğinde Türkiye!
2009’da Avrasya TV'de DÜNYA DÜZENİ adlı haber programını yaptı. 2004-2008 arasında TRT'de ‘SINIRLAR ARASINDA’ Haber Belgesel Programının yapımcısıydı. Londra City University televizyon bölümünde yüksek lisans yapan ve BBC TV Belgesel kurslarını bitiren Banu Avar BBC Türkçe bölümünde yapımcı ve sunucu olarak çalışmış, TRT’nin Londra muhabirliğini üstlenmiş; Günaydın, Vatan, Dünya, Politika gibi gazetelerde muhabir olarak çalışmış ve birçok dizi yazıya imza atmıştır. TRT 1 ve TRT 2’de yapımcılığını, yönetmenliğini ve sunuculuğunu üstlendiği "Mozaik" ve "Kaleideskop" programları yayınlanmıştır. "32. Gün" programının ilk yıllarında programın Londra muhabirliğini yapmış ve Kıbrıs, Demirkırat gibi belgesellerde yapımcı, araştırmacı olarak görev almıştır. BEN SEZAR (‘I, Ceasar’), KIRIM SAVAŞI (‘Crimean War’), BÜYÜK OYUN ‘The Great Game’ ve TRUVA ‘Troy’ gibi BBC ve Discovery Channel belgesellerinin künyesinde Türkiye prodüktörü olarak yer almıştır. 1999’da TV8’in belgesel bölümünü kurmuş, 2004’e kadar 30’dan fazla belgesele imza atmıştır. 2004 yılında -Attila İlhan ve Erol Manisalı ile birlikte- işine son verilmiştir. Denizciler, Bir Zamanlar Kıbrıs’da, Artık BİZ DE varız!, Devlerin Savaş Alanı Afganistan, Türkiye Sevdalıları gibi belgesellerden OHRİ, GÜZEL OHRİ Makedonca’ya çevrilmiş ve Makedon Ulusal TV Kanalında bir çok kez gösterime girmiştir; Rıza oğlu Haydar ALİYEV belgeseli ise Azerbaycan Devlet Kanalında defalarca yayınlanmıştır. 2004 yılında yapımına başladığı; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Avrupa’dan dosyalarla 82 ülkeden konuların yer aldığı Sınırlar Arasında belgeseli 2008 mayıs ayında ABD, İsrail, Gürcistan, İsveç Büyükelçilerinin şikayetleri sonucu yayından kaldırıldı.. Bu gerekçe TRT üst yönetimi tarafından beyan edilmiştir! Avar daha sonra, 2009 Şubat - Haziran arasında AVRASYA TV (ART)'de "DÜNYA DÜZENİ" adlı haber programını yaptı. Banu Avar, 2004-2008 yılları arasında 40'dan fazla kurumdan çeşitli ödüller ve plaketler almıştır. 8 kitabı bulunmaktadır: Sınırlar Arasında (2006) Avrasyalı Olmak (2007) Hangi Avrupa (2007) ‘Böl ve Yut!’ (2008) Hangi Dünya Düzeni (2009) Kaçın Demokrasi Geliyor (2010) Gün O Gündür (2012) Zemberek (2016)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here