#41 – “Ulusumu esir edenlerin amansız düşmanıyım!”

0
120

Herkes bilsin ki Kemalizm Tanzimatçılığın antitezidir. Yani Kemalizm Batıcılığın antitezidir! Kendisini Atatürkçü olarak tanımlamasına karşın Avrupa Birliğini savunan ve ona katılmak için egemenlik haklarından, ulusal bağımsızlıktan ödün verilebileceğini söyleyenler, Atatürk’ün şu satırlarını bir daha düşünsünler:

“Milletimin ve ülkemin yararları gereği, tüm insanlığı oluşturan uluslardan her biriyle, uygarlık gereği dostluğa dayalı ilişkilere büyük değer veririm. Ancak, benim ulusumu tutsak etmek isteyen herhangi bir ulusun, bu isteğinden vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım”.

Bölüm Tam Metni

Batı’ya gırtlağından bağlı olan bir zevat var Türkiye’de. Batı’nın bayiliğini üstlenmişler… Attila ağabey onlara Komprador aydınlar derdi. Batılı şirketlerin çeşitli ülkelerde nasıl ticari temsilcilikleri oluyorsa fikir temsilcilikleri de var.

Bunların içinde 3 farklı kol var: Dindar Görünen Batıcılar, Solcu Görünen Batıcılar ve Türkçü Görünen Batı Temsilcileri…

Hepsinin birleştikleri nokta aynıdır: Diyorlar ki “Cumhuriyetin genetiğinde Batı düşmanlığı yoktur. Batı’ya karşı olmak yoktur. Atatürk de İnönü de aslında Batı’yı örnek almışlardır…”
Bu çok eski yıllardan beri kullanılan bir yaymacadır. İkinci yaymaca da Türkiye’de sağcı, solcu, ulusalcı, Kemalist her grubu birleştiren noktanın Batı’ya duyulan nefret olduğu söylemidir.

Bunları son günlerde çok sık tekrarlayan diplomatlar, akademisyenler, uzmanlar dinliyorsunuzdur…

Atatürk ve İnönü Batı’yı örnek almışlar vesaire vesaire…

İnönü için haklı olabilirler. Falih Rıfkı’nın deyişiyle ‘İnönü İleri bir Tanzimatçıydı yani Batıcıydı’ ve gerçekten Atatürk’ün vefatından 5 ay sonra İngiltere ve Fransa’yla “Üçlü Anlaşmayı” imzalamıştı ki Atatürk yaşasaydı bu asla mümkün olmazdı.

Atatürk’e yakıştırılan bu palavralara bırakalım o kendi sözleriyle cevap versin:
“… Türkiye’yi yok etmeye çalışanlar, Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, aralarında birleşmiş ittifak etmişlerdir.

Bunun sonucu olarak, birçoğu Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaşmışlardır. Bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Bu geleneğin Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye’yi ıslah etmek, Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi bir takım bahanelerle Türkiye’nin iç hayatına iç yönetimine sızmışlardır.”
“… Bunların etkisinde kalarak milletin ve en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıkmıştır.
Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin! Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.”

Yedi düvelle savaşmış Batı emperyalizmine karşı ülkeyi parça pincik olmaktan kurtarmış bir lidere ‘Batıcı’ demek komik ötesidir. Bunu yapan zevat pek çaresiz olmalı ki birilerini ikna edebilmek için, pek sevmedikleri, diktatör dedikleri Atatürk’ü bile söylemlerinde kullanma ihtiyacı duymuşlardır…

‘Batı ne yapmış ki ona karşı şüpheyle bakalım’ diyenleri anlamak için onların yaşam öyküsü ve özellikle de eğitim aldıkları okullar, kolejler ve burs aldıkları kurumları incelemek gerek…
Bir diplomatımız geçenlerde bir yayında Atatürk’ün batıcılığından dem vuran bir makalesinde 1937’de Hatay Fransa’yla işbirliği içinde halledilmiştir ifadesini kullanmış… El insaf!

Bu gibi konuları en iyi bilmesi gereken bir diplomat Hatay’da Atatürk’ün nasıl bir dik duruşla Fransa’ya ders verdiğini bilmiyor.

Atatürk anlatsın: “İşi silahla çözmek zorunda kalırsam tutacağım yol belli…

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliğinden istifa ederek Hatay topraklarına geçecek ve çete savaşı başlatacağım!” bu mu diplomatımızın anladığı ‘işbirliği’…

Ankara sergi evindeki toplantıda yanında Balkan ve Sadabad Paktına katılan devletlerin elçileri, başbakanları, genelkurmay başkanları vardı karşısında da Fransız büyükelçisi! Öyle ince meydan okumuştu ki mösyö Ponsot cevap bile verememişti! Bu muydu ‘işbirliği!’
Uzmanımız ekranlarda dert yanıyor. Efendim koca koca adamlar yazar, çizerler durmadan ‘emperyalizm’ diyorlarmış! Çok hayret ediyormuş… Beyefendi hayret edeceğine sadece son yıllardaki Irak’a, Afganistan’a, Yemen’e, Filistin’e, Lübnan’a, Libya ve Suriye’ye bir göz atsın. Belki hayreti geçer ve emperyalizm konusunda fikir sahibi olur!

Bir diplomatımız Çanakkale’de büyük hatalar yapan Alman generallere bile sahip çıkıyor. Oysa Çanakkale’de Osmanlı ordusundaki Alman komutanlar korkunç Türk kaybının sorumlusuydular!

Fransa’nın Antep, Maraş ve Urfa’yı işgalini ve yaptığı katliamı bile hoş gören entelektüellerimiz var. Ne diyorlar biliyor musunuz? ‘E canım kısa sürmüş bir çatışmalar zinciriydi…’ böyle diyorlar. Bu nasıl bir beyin yıkanmışlığı, takdir sizlerin…

Avrupa Birliği ile yatıp Avrupa Birliği ile kalkan kendilerini süzme Avrupalı olarak gören bir grup insan Batı’nın içerdeki bayisi gibidir demiştim…

Bunlar sabah akşam Avrupa’nın evrensel değerlerinden bahsederler. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler der dururlar oysa Avrupa’da bu değerler ne ölçüde hayata geçer? Nelere özgürlük vardır nelere yoktur bilmezler! Bir gün Avrupa Birliği’nin üyesi olan Türkiye hayaliyle yatıp kalkanlar yakında birlik olan bir Avrupa bulamayacaklar. İngiltere gibi Hollanda da Fransa da İtalya da ÇIKIŞ’ı aramaktadır!

Böyle bir Avrupa’nın üyesi olmak yıllardır için dizüstü sürünen ‘Türkiye Gümrük Birliği’ denen sömürge yasasıyla tüm hakkını hukukunu Avrupalı efendilere teslim etmiştir!
Buna karşılık AB’nin en önde gelen isimleri Verheugen’lar, Tom spencerlar, Alman Hristiyan demokrat birliği başkanı Scheuble gibi isimler Türkiye’nin AB üyesi yapılmayacağını sadece oyalanacağını açık açık yüzlerce kez söylemişlerdir.

Ama bizim Avrupa muhipleri bunları duymazlar!

Kıbrıs’ta tüm uluslararası hakları gasp edilmiş, Türkiye’yi suçlarlar Avrupa’ya toz kondurmazlar. Tüm mevzuata aykırı olarak ada, Kıbrıs adı altında Avrupa Birliği’ne üye yapıldığında Avrupalı efendileri yanında oldular!
Ege’de Türkiye toprağı olan adalara Yunan ordusu çıkarma yapıyor. Namluları Türkiye’ye dönük silahlarla donatılmış, işgal edilmiş adalarımız var. Ama Evrensel değerlere ve yüksek adalet duygusuna sahip Avrupalı liderler Yunanistan’ın arkasına dizilmişler. Bakın, Yunanistan’ın 200. bağımsızlık gününde Merkelin’den Macronuna, Prince Charles’ından Amerika Başkanı Biden‘a kadar tüm liderler Yunanistan’ı kutlama yarışındalar. Sizce bu Türkiye’ye pek belirgin bir mesaj DEĞİL Mİ? Bizim Avrupa muhipleri Avrupa’daki bu Türk düşmanlığı için ne düşünmekteler?

Öte yandan pek Batı karşıtı görünen Partili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Meclis Başkanı Şentop, geçen gün ekranlarda ‘Montrö Anlaşması’ndan da çıkılabilir cümlesini kurmuştur. Diğer Batı muhipleri ve AKP bu yolda ittifak halindedir.

Ve hala bizdeki Batı muhipleri Batı’ya halkın neden kuşkuyla baktığını anlayamamaktadır.
Basit… Halkın duygusal zekâsı ve genetik hafızası oldukça güçlü! Bu kadar aç biilaç bırakıldığı ve zor koşullarda düşünemez hale getirildiği halde kimin ne olduğunu hissediyor. O yüzden Attila Ağabey “Aydınlar batırır halk kurtarır” derdi…

Atatürk’ü Batıcı ilan edenler şunu iyi bilsinler ki yaşasaydı Türkiye ne NATO ne Gümrük Birliği ne Avrupa Birliği ne Dünya Bankası ile örümcek ağı ilişkiler içine girmezdi.

O “Muasır Medeniyet”ten yanaydı. Yani çağdaş uygarlıktan yanaydı ve bu diyalektik bir kavramdı. Çağdaş uygarlık batıda da doğuda da kuzeyde veya güneyde de olabilirdi. Çağdaş uygarlığı temsil eden ülkeler dönemlere göre değişkenlik gösterebilirdi.

10.Yıl Nutkunda; “Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız” der.
Dikkat buyurun! “Ulusal Kültürümüz” ile başlıyor cümle… O kültürü çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarmaktan söz ediyor!

Metin Aydoğan şöyle özetler:

Atatürk Tam bağımsızlığa dayalı anlayışını, yaşadığı sürece, Devlet politikası durumuna getirmişti. Batı’yla ilgili görüşleri çok açıktı. 1922’de Batı’nın saldırgan devletleri için şöyle demişti: “İstilacı ve saldırgan devletler yerküreyi kendilerinin malikânesi sanıyor ve insanlığı kendi hırslarını tatmin için çalışmaya mecbur esirler sayıyor. Sonuç olarak Dünya iki guruba ayrılıyor. Birincisi Doğu ki, kendi varlığını, bağımsızlığını artık kavramıştır, bu bilinçle el ele vermiştir. Diğer bir gurup daha var ki bunlar, sırf kendi hırslarını tatmin için çalışmaktadır. Bunların amacı zulüm ve baskı olduğu için, onları lanetle anmakta kendimizi haklı görüyoruz.”

Bu alıntı Atatürk’ü Batıcı ilan edenlere kapak olsun!

Son olarak şunu herkes bilsin ki Kemalizm, Tanzimatçılığın anti–tezidir. Yani Kemalizm Batıcılığın antitezidir!

Kendisini Atatürkçü olarak tanımlamasına karşın Avrupa Birliği’ni savunan ve ona katılmak için egemenlik haklarından, ulusal bağımsızlıktan ödün verilebileceğini söyleyenler, Atatürk’ün şu satırlarını bir daha düşünsünler!

“Milletimin ve ülkemin yararları gereği, tüm insanlığı oluşturan uluslardan her biriyle, uygarlık gereği dostluğa dayalı ilişkilere büyük değer veririm. Ancak, benim ulusumu tutsak etmek isteyen herhangi bir ulusun, bu isteğinden vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım.”

Banu AVAR
29.03.2021

 

Önceki İçerik#40 – Vamık Volkan ve Andımızın Kaldırılması
Sonraki İçerik#42 – Devlet Demiryollarımız ve İki Ekol
2009’da Avrasya TV'de DÜNYA DÜZENİ adlı haber programını yaptı. 2004-2008 arasında TRT'de ‘SINIRLAR ARASINDA’ Haber Belgesel Programının yapımcısıydı. Londra City University televizyon bölümünde yüksek lisans yapan ve BBC TV Belgesel kurslarını bitiren Banu Avar BBC Türkçe bölümünde yapımcı ve sunucu olarak çalışmış, TRT’nin Londra muhabirliğini üstlenmiş; Günaydın, Vatan, Dünya, Politika gibi gazetelerde muhabir olarak çalışmış ve birçok dizi yazıya imza atmıştır. TRT 1 ve TRT 2’de yapımcılığını, yönetmenliğini ve sunuculuğunu üstlendiği "Mozaik" ve "Kaleideskop" programları yayınlanmıştır. "32. Gün" programının ilk yıllarında programın Londra muhabirliğini yapmış ve Kıbrıs, Demirkırat gibi belgesellerde yapımcı, araştırmacı olarak görev almıştır. BEN SEZAR (‘I, Ceasar’), KIRIM SAVAŞI (‘Crimean War’), BÜYÜK OYUN ‘The Great Game’ ve TRUVA ‘Troy’ gibi BBC ve Discovery Channel belgesellerinin künyesinde Türkiye prodüktörü olarak yer almıştır. 1999’da TV8’in belgesel bölümünü kurmuş, 2004’e kadar 30’dan fazla belgesele imza atmıştır. 2004 yılında -Attila İlhan ve Erol Manisalı ile birlikte- işine son verilmiştir. Denizciler, Bir Zamanlar Kıbrıs’da, Artık BİZ DE varız!, Devlerin Savaş Alanı Afganistan, Türkiye Sevdalıları gibi belgesellerden OHRİ, GÜZEL OHRİ Makedonca’ya çevrilmiş ve Makedon Ulusal TV Kanalında bir çok kez gösterime girmiştir; Rıza oğlu Haydar ALİYEV belgeseli ise Azerbaycan Devlet Kanalında defalarca yayınlanmıştır. 2004 yılında yapımına başladığı; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Avrupa’dan dosyalarla 82 ülkeden konuların yer aldığı Sınırlar Arasında belgeseli 2008 mayıs ayında ABD, İsrail, Gürcistan, İsveç Büyükelçilerinin şikayetleri sonucu yayından kaldırıldı.. Bu gerekçe TRT üst yönetimi tarafından beyan edilmiştir! Avar daha sonra, 2009 Şubat - Haziran arasında AVRASYA TV (ART)'de "DÜNYA DÜZENİ" adlı haber programını yaptı. Banu Avar, 2004-2008 yılları arasında 40'dan fazla kurumdan çeşitli ödüller ve plaketler almıştır. 8 kitabı bulunmaktadır: Sınırlar Arasında (2006) Avrasyalı Olmak (2007) Hangi Avrupa (2007) ‘Böl ve Yut!’ (2008) Hangi Dünya Düzeni (2009) Kaçın Demokrasi Geliyor (2010) Gün O Gündür (2012) Zemberek (2016)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here