#30 – Lobiler ve Ajanlar

0
224

Geçenlerde basında bir haber: “Türkiye, F-35 programına tekrar dahil olabilmek için Amerika’nın en prestijli hukuk bürolarından birisiyle anlaştı. ‘Arnold & Porter’ ile 6 ay için 750.000 $’lık bir anlaşma imzalandı.
Haberi okuyunca tüm lobi hikayeleri aklıma geldi. Amerika bir lobiler ülkesi. Aklınıza gelen tüm ekonomik ve siyasi manevralar; dedikodu, halkla ilişkiler, rüşvet ve şantaj karışımı bu oluşumlarla yapılıyor, hayata geçiriliyor.
Amerika’yı en iyi tanıyan dış politika yazarlarından Yılmaz Polat, Lobiler ve Ajanlar adlı kitabında Lobiciliğin bir sanayi olduğundan söz eder. On binlerce kişinin çalıştığı ve kasasına her yıl milyarlarca doların aktığı bir sanayi… Türkiye, özellikle Yahudilerin egemen olduğu lobilerle içli dışlıdır. Özellikle Tayyip Erdoğan’ın yakın ilişki sürdürdüğü bu lobiler Amerikan gizli servisleriyle de iç içe çalışırlar. Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Türk hisse senetleri bile biraz önce adını zikrettiğimiz ‘Arnold and Porter’ adlı Yahudi lobi şirketi tarafından pazarlanmıştır.

Bölüm Tam Metni

Geçenlerde basında bir haber: “Türkiye, F-35 programına tekrar dahil olabilmek için Amerika’nın en prestijli hukuk bürolarından birisiyle anlaştı. ‘Arnold & Porter’ ile 6 ay için 750.000 $’lık bir anlaşma imzalandı.”

Haberi okuyunca tüm lobi hikâyeleri aklıma geldi. Amerika bir lobiler ülkesi. Aklınıza gelen tüm ekonomik ve siyasi manevralar, dedikodu, halkla ilişkiler, rüşvet ve şantaj karışımı bu oluşumlarla yapılıyor, hayata geçiriliyor.

Amerika’yı en iyi tanıyan dış politika yazarlarından Yılmaz Polat, “Lobiler ve Ajanlar” adlı kitabında Lobiciliğin bir sanayi olduğundan söz eder. On binlerce kişinin çalıştığı ve kasasına her yıl milyarlarca doların aktığı bir sanayi…

Türkiye, özellikle Yahudilerin egemen olduğu lobilerle içli dışlıdır. Özellikle Tayyip Erdoğan’ın yakın ilişki sürdürdüğü bu lobiler Amerikan gizli servisleriyle de iç içe çalışırlar.
Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Türk hisse senetleri bile biraz önce adını zikrettiğimiz ‘Arnold and Porter’ adlı Yahudi lobi şirketi tarafından pazarlanmıştır.
O nedenle; lobileri ve siyasilerin lobilerle ilişkilerini anlamadan ülkelerdeki değişimleri anlamak da zordur.

Yılmaz Polat lobilerle ilgili öyle konulara değinmiştir ki dudak uçuklatır. Mesela, Amerika’ya PKK terörünü anlatsın diye kiralanan lobi şirketi, PKK’nın reklamını ve lobisini yapmıştır.
Mesela Ermeni soykırım yalanını yasalaştırmak için uğraşan Kongre’nin en güçlü adamı Hastert, CIA yardımıyla Türkiye’nin lobiciliğini almıştır. Ya da Türkiye’nin Kıbrıs politikasını anlatsın diye kiralanan Edelman Lobi şirketi daha sonra Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının lobicisi olmuştur. Türkiye’yle ilgili tüm bilgileri de Rumlara vermiştir.

“Zemberek” adlı kitabımda biraz değinmiştim. Amerikan ‘Rendon Lobi’ şirketi ile İngiliz ‘Hill and Knowlton’ Irak savaşı için Amerikan halkını ‘ikna’ eden firmalardır. Amerikan gizli servislerinin taşeronudurlar. Yalan haber üretimi en kolay yaptıkları iştir. Satılık haberciden bol bir şey olmadığını artık Hollywood filmlerinde göre göre kanıksadık.

Turgut Özal döneminde Rum ve Ermeni lobileri yüzünden tüm girişimleri durdurulan Türkiye, Yahudi lobisiyle bağları güçlendirme kararı aldı.

Başbakanlık tanıtım fonu kuruldu ve Özal yanına Yahudi işadamlarını alıp Washington’un yolunu tuttu. Jak Kamhi, Leyla Alaton, İzzet Bernadete gibi isimlerle Yahudi lobisi temsilcileriyle bir araya geldiler.

Gelelim şu F35 haberindeki ‘Arnold ve Porter’ hukuk şirketine… Türkiye ile ilk işleri Tansu Çiller zamanındaydı. Şirketin başında Jak Kamhi ile çalışan Paul Berger vardı. Şirket Profilo Holding ile iş yapıyordu ve Kamhi, onları Çiller ile tanıştırdı. 1993’te Arnold and Porter, Türkiye’yle anlaşma imzaladı, Türkiye şirkete masraflar hariç yılda 2 milyon dolara yakın bir meblağ ödeyecekti.

Bu ve benzer şirketlerin hepsi reklam şirketi adı altında Türkiye piyasasındaydılar… İçlerindeki adamlar ya bir medya kuruluşu içinde ya reklam şirketlerinde ya halkla ilişkiler şirketlerindeydiler.

Yeni bir siyasi lider arenaya çıktığı zaman önce içerdeki adamlar temasa geçiyor ve dışarıya gerekli bilgileri veriyorlardı. Sonra mutlaka bir Amerika ziyareti oluyordu. Bu Demirel’in, Ecevit’in, Deniz Baykal’ın, Çiller’in, Erdoğan’ın yaşadığı bir çemberdir. Erdoğan Washington’a ilk ziyaretinde Graham Fuller, Morton Abromowitz, Henri Barkey sıraya girmişti. Randevuları Cüneyt Zapsu ayarlıyordu.

Saydığımız isimlerin hepsi İsrail’le yakından ilişkili, Yahudi lobisinin de baş isimleriydi. Aynı zamanda tabii ki PKK ve hempalarıyla yakından ilişkiliydiler.

Mesela Graham Fuller, PKK’ya ‘Sol’ görünümden çıkın ‘İslami’ görünüme girin taktiği veriyordu. O dönemde Türkiye’de düzenlenen tüm Saidi Nursi konferanslarında baş konuşmacıydı. Aynı zamanda, Fethullah Gülen’in en büyük hamisiydi. 1997’de Fethullah Gülen Amerika’ya gittiğinde kefili Graham Fuller oldu!

Bu karmaşık ilişkiler, lobiler, ajanlar ve siyasi kadro ile dalgalar halinde genişler.

Kan içinde bırakılan Suriye ile ilgili bir örnek de vermek gerekir: AKP Washington’da Esad aleyhine lobi faaliyeti örgütlemişti. ‘Suriye’nin Geleceği Hareketi’ adlı bir parti, ABD Adalet Bakanlığına kayıtlıydı ve kayıtta İstanbul Beşiktaş adresi vardı. Muhammed Zahir Badarani adlı bir şahıs 2012’de bu partiyi Adalet Bakanlığına kaydettirmişti.

Yahudi lobileri ve Türkiye hükümeti ilişkilerine dönersek başta Ankara’da oturan Amerikan Büyükelçileri olmak üzere aklınıza gelen her siyasi JINSA gibi, Binai Brith gibi, Anti Defamation League gibi Yahudi kuruluşlarıyla ilişkilidir. Mesela Çevik Bir emekli olduktan sonra bile JINSA’nın yani Yahudi lobisinin askeri işlere bakan çevrelerinin gözdesiydi.

Türkiye’den en çok parayı kapmayı başarmış lobi şirketi the ‘Livingston Group’ adlı şirkettir. Başında Cumhuriyetçi Parti Louisiana milletvekili Robert Livingston vardır. AKP’nin iktidara geldiği yıllarda Türkiye bu şirkete 4 yılda 9 milyon dolar ödemiştir.

Son bir örnek halkla ilişkiler dünyasından olsun: ‘Burson ve Marsteller’ halkla ilişkiler şirketi. Fethullah Gülen Cemaati ve Türkiye için lobi faaliyeti yapıyordu. 2006’da Ermenistan’a lobi yaptı. Ve akabinde ‘Ermeni Soykırım’ yalanı tanıtımını ve ikna turlarını yaptı. Aradan 9 yıl geçti… 2015’de Ahmet Davutoğlu hükümeti aynı şirketle anlaşma yaptı! Burson-Marsteller adlı bu halkla ilişkiler şirketinin Türkiye temsilcisi Gonca Karakaş’dı. ‘Effect İletişim’in başkanı olan bu hanım, geçen yıl Türkiye halkla ilişkiler derneği başkanı seçildi. Aynı zamanda, alakasız gibi görünse de ‘Ailem Olsun’ derneği kurucusu ve yönetim kurulu başkanı. ‘Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nin de üyesi vesaire…

Bunları neden aktarmak istedim. Çünkü bazı saf, iyi niyetli, pembe gözlüklü vatandaşlarımız, arkadaşlarımız hatta dostlarımız güzel adlarla donatılmış pırıltılı dünyanın pırıltılı insanların arkadaki karanlık yüzlerini, ilişkilerini görmek istemiyorlar.

Oysa gerçekler farklı, ilişkiler çok karmaşık! Emperyalizm karmaşık ilişkilere tuzaklar sararak sinsice ilerleyen bir sistem. Ona karşı korunmak için o sistemleri iyi bilmek, deşifre etmiş olmak gerek.

Babamın dediği gibi; kızım, “Akıllı düşman zehiri bala bular… Silahı çiçekle kapar… Paranoyak olma ama gözünü dört açmayı da unutma!”

Banu AVAR
22.02.2021

 

Önceki İçerik#29 – Eşref Bitlis Komutan ve Çekiç Güç
Sonraki İçerik#31 – Gerileyen Hegemonya ve Kuşatılan Türkiye
2009’da Avrasya TV'de DÜNYA DÜZENİ adlı haber programını yaptı. 2004-2008 arasında TRT'de ‘SINIRLAR ARASINDA’ Haber Belgesel Programının yapımcısıydı. Londra City University televizyon bölümünde yüksek lisans yapan ve BBC TV Belgesel kurslarını bitiren Banu Avar BBC Türkçe bölümünde yapımcı ve sunucu olarak çalışmış, TRT’nin Londra muhabirliğini üstlenmiş; Günaydın, Vatan, Dünya, Politika gibi gazetelerde muhabir olarak çalışmış ve birçok dizi yazıya imza atmıştır. TRT 1 ve TRT 2’de yapımcılığını, yönetmenliğini ve sunuculuğunu üstlendiği "Mozaik" ve "Kaleideskop" programları yayınlanmıştır. "32. Gün" programının ilk yıllarında programın Londra muhabirliğini yapmış ve Kıbrıs, Demirkırat gibi belgesellerde yapımcı, araştırmacı olarak görev almıştır. BEN SEZAR (‘I, Ceasar’), KIRIM SAVAŞI (‘Crimean War’), BÜYÜK OYUN ‘The Great Game’ ve TRUVA ‘Troy’ gibi BBC ve Discovery Channel belgesellerinin künyesinde Türkiye prodüktörü olarak yer almıştır. 1999’da TV8’in belgesel bölümünü kurmuş, 2004’e kadar 30’dan fazla belgesele imza atmıştır. 2004 yılında -Attila İlhan ve Erol Manisalı ile birlikte- işine son verilmiştir. Denizciler, Bir Zamanlar Kıbrıs’da, Artık BİZ DE varız!, Devlerin Savaş Alanı Afganistan, Türkiye Sevdalıları gibi belgesellerden OHRİ, GÜZEL OHRİ Makedonca’ya çevrilmiş ve Makedon Ulusal TV Kanalında bir çok kez gösterime girmiştir; Rıza oğlu Haydar ALİYEV belgeseli ise Azerbaycan Devlet Kanalında defalarca yayınlanmıştır. 2004 yılında yapımına başladığı; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Avrupa’dan dosyalarla 82 ülkeden konuların yer aldığı Sınırlar Arasında belgeseli 2008 mayıs ayında ABD, İsrail, Gürcistan, İsveç Büyükelçilerinin şikayetleri sonucu yayından kaldırıldı.. Bu gerekçe TRT üst yönetimi tarafından beyan edilmiştir! Avar daha sonra, 2009 Şubat - Haziran arasında AVRASYA TV (ART)'de "DÜNYA DÜZENİ" adlı haber programını yaptı. Banu Avar, 2004-2008 yılları arasında 40'dan fazla kurumdan çeşitli ödüller ve plaketler almıştır. 8 kitabı bulunmaktadır: Sınırlar Arasında (2006) Avrasyalı Olmak (2007) Hangi Avrupa (2007) ‘Böl ve Yut!’ (2008) Hangi Dünya Düzeni (2009) Kaçın Demokrasi Geliyor (2010) Gün O Gündür (2012) Zemberek (2016)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here