#26 – Örümcek ve Deniz Yıldızı

0
148

Anladığım kadarıyla okullarda, üniversitelerde bulunan çeşitli kulüpler, topluluklar içine çeşitli partiler sızıyor ve gençler mutlaka bir partinin militanı haline getiriliyor sonunda da buna uymayan, topluluk dışında kalıyor. Bu gibi topluluklara farklı amaçlarla yaklaşan dışardan kişiler veya öğretim üyeleri yüzünden gençlerin çoğu bu gibi topluluklardan uzak durmaya çalışıyor. Geçenlerde yayınlanan anketlerde bu ve benzer nedenlerden dolayı gençler arasındaki örgütlenme düzeyinin yüzde 5’lere kadar düştüğü görülüyor. Geçen akşamki dertleşme beni çok gerilere kendi gençliğime o dönemin tartışmalarına götürdü. O yıllarda Türkiye yine bir ateş topunun içinden geçiyordu. Sokaklarda kıyamet kopuyordu. 71’de askeri Amerikan darbesi sonucu 3 genç asılmıştı. 10 binden fazla kişi gözaltına alınmıştı. Yaşadığımız travmayı düşünün!

Bölümün Tam Metni

Geçtiğimiz Cumartesi akşamı çeşitli üniversitelerden genç kardeşlerimle internet üzerinden buluştuk. Hepsi bağımsız Atatürkçü Düşünce Kulüpleri üyeleriydiler. Ve üniversiteler içinde yer alan bu gibi kulüpler, topluluklar kısacası örgütlenmeler konusunda hayli dertliydiler. Yayın bittikten sonra da bir süre baş başa görüştük. Bu pırıl pırıl ülkenin en iyi yetişmiş gençlerinden bir grup belli konulardaki endişeleri, benim gençliğimden beri gençliğin yaşadığı dertlerdi. O yüzden bugün bu konuya değinmek istedim.

Anladığım kadarıyla okullarda, üniversitelerde bulunan çeşitli kulüpler, topluluklar içine çeşitli partiler sızıyor ve gençler mutlaka bir partinin militanı haline getiriliyor, sonunda da buna uymayan, topluluk dışında kalıyor. Bu gibi topluluklara farklı amaçlarla yaklaşan dışardan kişiler veya öğretim üyeleri yüzünden gençlerin çoğu bu gibi topluluklardan uzak durmaya çalışıyor. Geçenlerde yayınlanan anketlerde bu ve benzer nedenlerden dolayı gençler arasındaki örgütlenme düzeyinin yüzde 5’lere kadar düştüğü görülüyor.

Geçen akşamki dertleşme, beni çok gerilere kendi gençliğime o dönemin tartışmalarına götürdü. O yıllarda Türkiye yine bir ateş topunun içinden geçiyordu. Sokaklarda kıyamet kopuyordu… 71’de askeri Amerikan darbesi sonucu 3 genç asılmıştı. 10 binden fazla kişi gözaltına alınmıştı. Yaşadığımız travmayı düşünün!

Aradan sadece 10 yıl geçti. Artık 16 değil 26 yaşındaydık. 12 Eylül sabahı bir darbe daha… Amerika, “Bizim oğlanlar işi becerdi!” dedi.

50 kişi idam edildi. 1 buçuk milyon kişi fişlendi. 30 bin kişi işten atıldı… Sakıncalıydılar! Ve 300 kişi cezaevlerinde yaşamını yitirdi. İşsizlik, geleceği görememek, umutsuzluk had safhadaydı!

Gençliğimiz derken nasıl bir ortamda olduğumuzu anlatmak istedim. İşte böyle bir ortamda gençlik, içine girmiş provokatörler vasıtasıyla birbirini kırdı durdu.
Sağda ve solda çeşitli aktörlerin kan oyunlarına geldiler. Gençlerin örgütlendiği dernekler, kulüpler, birliklerde egolar, farklı eğilimler ve birtakım ‘görevliler’ nedeniyle sürekli kavga, gürültü, çatışma vardı.

Sağ partiler, belli örgütlerde talebe cemiyetlerinde öğrenci kullanıyordu. Sol partiler, ilerici bilmem ne derneklerinde öğrenci birliklerinde yuvalanmışlardı. Ben bir folklor derneğine kaydoldum. İlkokuldan beri folklor oynuyordum. Bir baktım, bir o parti mensubu gençlik kollarına çağırıyor, bir bu parti çağırıyor… Henüz 15 yaşındaydım!

20’li yaşlarımda kadın derneklerinden birine girdim. Daha sonra fark ettim ki belli bir partinin ön safıymış, söylemlerim o partiye uymayınca kendimi dışarıda buldum. Sivil polisler, provokatörler, müthiş Türkçe konuşan İngiliz, Alman istihbarat elemanlarıyla ortalık toz dumandı!

Diyeceğim, genç kardeşlerimin ‘HANGİ örgüt ve NASIL bir örgütlenme?’ sorularını düşünmeleri gerekiyor… Ve bu çerçevede gençliğin tuzaklara düşmeden, kendi haklarını nasıl koruyacağına kafa yormaları şart!

Üniversiteler içindeki dernek, kulüp ve bunun gibi çok çeşitli oluşumlara çok çeşitli amaçlarla gelenler hep vardır. Bu gibi faaliyetler içinde olan gençlerin sosyal ağları genişlerken, farklı çevrelerden gençlerle ilişki kurarken çeşitli partilerin kapsama alanından da uzak durmayı öğrenmeleri gerekir. Çünkü belli bir partiye biat etmiş dernek, topluluk, kulüp artık öğrenci geneline ulaşamayacaktır. Üzerinde bir damga vardır ve adeta parti gençlik kolu olmuştur.

Bundan yıllar önce, şimdi adlarını vermemin onlara zarar verebileceği düşüncesinde olduğum bazı genç arkadaşlar, Atatürkçü örgütlenme konusunda çok açık net önerilerde bulunmuşlardı. Bu öneriler çerçevesinde çeşitli örgütler bir araya gelmişler, konuşmuşlar, tartışmışlar ve önemli sonuçlara da ulaşmışlardı ve hatta bazıları bunu hayata da geçirebilmişlerdi.

Korkunun hükümdarlığından çıkmak gerektiği ilk konuşulan maddeydi. Kendi memleketinde kendi memleketin için örgütleniyorsan ve bu anayasal bir haksa bundan korkmayacaksın denmişti. Yapman gereken ‘oyunbozan’ ve ‘oyun kuran’ taktik ve stratejileri üretmen ve uygulamandır denmişti…
Hayatın içinde, hayatın bütün alt çerçevelerine çözümler üretmek gerek denmişti. Bundan kasıt; işsizlikten, eğitim ve sağlık sorunlarına, kadın meselesinden, çevre sorunlarına kadar fikir üretmek; batıdan şırınga edilen öneriler yerine tüm sorunlara ‘Türkçe’ bakışla özgün çözüm önerileri bulmak demekti.

Çok önemli başka bir konu da tartışılmıştı. ‘Nasıl bir örgütlenme?’ sorusuna yanıt ararken, ‘Yatay Örgütlenme Mekanizması’ uzun uzun tartışılmıştı. ‘Geleneksel Dikey Hiyerarşik Örgütlenme’ yerine ‘Yatay’ olarak birbiriyle birçok değişik düzlemde temasta olan yaygın bir grup düşünün… Memleketine yararlı olmak isteyen, mesleğinde en iyi olmak amacıyla çabalayan, farklı alanlarda söz sahibi olan, uzmanlaşan kişilerin birbiriyle bilgi alışverişi…
Bu insanlar, yayın organlarından derneklere, düşünce kuruluşlarına, strateji merkezlerine, şirket yapılanmalarına, emekçi ve öğrenci örgütlerine kadar geniş bir yelpazede yer alabilirler.

Podcast’ımıza verdiğimiz ad da örgütlenme biçimleriyle ilgili… Bu isimde bir kitap var: “Deniz Yıldızı ve Örümcek” , Yazarları “Ori Brafman ve Rod Beckstorm” … Merkeziyetçi ve merkeziyetçi olmayan örgütlenmeler için bu iki hayvanı örnek almışlar. ‘Örümcek’ merkezi örgütlenmeyi temsil ediyor. Bacakları kafasından çıkıyor. Başını keserseniz ölüyor. ‘Deniz Yıldızı’ ise merkezi değil. Başsız… Her kolunda aynı hayati sistemler var. İkiye bölerseniz iki denizyıldızı oluyor.
Bu iki yazar Sorosgillerin örgütlenme sistemlerine angaje iki kişi… Tabii onların durduğu yerde Deniz Yıldızları da belli güç odaklarına bağlı… Amerikan hükümetinin dayattığı kararları , ‘özgürlük’ diye yutturuyorlar. Biz ise farklı bir duruştan söz ediyoruz.
Merkezi ve gayri merkezi örgütlenmeler için 1919-23 arasında içinde yasadığımız coğrafya mucizeler yaratmıştır. Meraklısı küresel provokatörlerden önce ‘Kurtuluş Savaşı’nı incelerse mucize sonuçlar veren yaygın örgütlenme ağlarının sonuç alıcı eylemlerine hayran kalacaktır.

Özetlersek; demokratik kitle örgütleri ya da üniversite toplulukları ya da çeşitli Atatürkçü kulüpler öncelikle içlerine sızabilecek provokatörlere çeşitli dışa bağlı oyun kuran aktörleri önceden tespit etme bilgisinde ve yeteneğinde olmalıdırlar. İkincisi; bağımsızlıklarına kıskançlıkla sahip çıkmalıdırlar. Herhangi bir siyasi partiye biat etmek Atatürkçü düşünceyi karalar! Genç kardeşlerimize en önemli tavsiyem bu iki konuya dikkat etmeleri!
Bir de gerçi öğrenci örgütü değil ama yetişkin örgütlenmesine en iyi örneklerden birini sizinle paylaşmak istiyorum.

Ebru Oğuzhan Yeter ve arkadaşları benim de içinde yer aldığım ‘Fethiye Yerel Tohum Derneği’ vasıtasıyla partiler üstü bir örgütlenmeyi hayata geçirmiş, hem temasta olduğu üreticiye hem bulunduğu çevreye büyük fayda sağlamıştır. Birçok arkadaş partilerle ilişkili derneklerde yer almış arkadaşlardı. O güne kadar üreticiyle, çiftçiyle, işçiyle sağlıklı ilişkileri olamıyordu. Çünkü üretici oy kaygısıyla halini hatırını sormaya geldikleri düşüncesindeydi. Yüz vermiyordu… Aa… sonra bağımsız bir yerel tohum derneği, bir kooperatif dernek olarak üreticiyle, işçi, köylüyle beraber çalışan ve samimi olarak partiler üstü davranan arkadaşlar halkın kalbine taht kurdu. Şimdi hem ortaokul öğrencileriyle köylüyü bir araya getiriyorlar hem öğretmenlerle beraberler hem kaymakamlık onlara yardımcı… Hem tüm Muğla’da gözbebeği oldular hem de daha uzak illere örnek oluyorlar.

Kısacası; Fethiye Yerel Tohum Derneği, örgütlenmenin laf üretmekle değil sahaya inmekle mümkün olduğuna en güzel örnektir. Bu her yöreye göre her mesleğe göre her gruba göre farklılık gösterir. Muğla’da yerli tohum ve üretim konusunda birileri sahaya iner; birileri Ardahan’da hayvan üreticileriyle bir araya gelir, büyük şehirlerde mesela öğrenci bursları, öğrenci evleri ile ilgilenen birimler olur; sendikalar ile ilişkili ekipler oluşur. Öğrenciler, öğrencilerin içinde bulunduğu zorlukları kolaylaştırmak için ne yapılacağına kafa yorar ve diğer örgütlerle yatay ilişkiye geçerler.

Tüm Türkiye’de milyonlar tek “FİKİR” etrafında böyle birleşir. Partizanlıkla değil!

Banu AVAR
08.02.2021

Önceki İçerik#25 – Öğrenciye Terörist Yaftası
Sonraki İçerik#27 – Yeni Bir Anayasa Yapılamaz
2009’da Avrasya TV'de DÜNYA DÜZENİ adlı haber programını yaptı. 2004-2008 arasında TRT'de ‘SINIRLAR ARASINDA’ Haber Belgesel Programının yapımcısıydı. Londra City University televizyon bölümünde yüksek lisans yapan ve BBC TV Belgesel kurslarını bitiren Banu Avar BBC Türkçe bölümünde yapımcı ve sunucu olarak çalışmış, TRT’nin Londra muhabirliğini üstlenmiş; Günaydın, Vatan, Dünya, Politika gibi gazetelerde muhabir olarak çalışmış ve birçok dizi yazıya imza atmıştır. TRT 1 ve TRT 2’de yapımcılığını, yönetmenliğini ve sunuculuğunu üstlendiği "Mozaik" ve "Kaleideskop" programları yayınlanmıştır. "32. Gün" programının ilk yıllarında programın Londra muhabirliğini yapmış ve Kıbrıs, Demirkırat gibi belgesellerde yapımcı, araştırmacı olarak görev almıştır. BEN SEZAR (‘I, Ceasar’), KIRIM SAVAŞI (‘Crimean War’), BÜYÜK OYUN ‘The Great Game’ ve TRUVA ‘Troy’ gibi BBC ve Discovery Channel belgesellerinin künyesinde Türkiye prodüktörü olarak yer almıştır. 1999’da TV8’in belgesel bölümünü kurmuş, 2004’e kadar 30’dan fazla belgesele imza atmıştır. 2004 yılında -Attila İlhan ve Erol Manisalı ile birlikte- işine son verilmiştir. Denizciler, Bir Zamanlar Kıbrıs’da, Artık BİZ DE varız!, Devlerin Savaş Alanı Afganistan, Türkiye Sevdalıları gibi belgesellerden OHRİ, GÜZEL OHRİ Makedonca’ya çevrilmiş ve Makedon Ulusal TV Kanalında bir çok kez gösterime girmiştir; Rıza oğlu Haydar ALİYEV belgeseli ise Azerbaycan Devlet Kanalında defalarca yayınlanmıştır. 2004 yılında yapımına başladığı; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Avrupa’dan dosyalarla 82 ülkeden konuların yer aldığı Sınırlar Arasında belgeseli 2008 mayıs ayında ABD, İsrail, Gürcistan, İsveç Büyükelçilerinin şikayetleri sonucu yayından kaldırıldı.. Bu gerekçe TRT üst yönetimi tarafından beyan edilmiştir! Avar daha sonra, 2009 Şubat - Haziran arasında AVRASYA TV (ART)'de "DÜNYA DÜZENİ" adlı haber programını yaptı. Banu Avar, 2004-2008 yılları arasında 40'dan fazla kurumdan çeşitli ödüller ve plaketler almıştır. 8 kitabı bulunmaktadır: Sınırlar Arasında (2006) Avrasyalı Olmak (2007) Hangi Avrupa (2007) ‘Böl ve Yut!’ (2008) Hangi Dünya Düzeni (2009) Kaçın Demokrasi Geliyor (2010) Gün O Gündür (2012) Zemberek (2016)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here