Ekranlarda ‘Uluslararası camia’ ya da ‘uluslar arası toplum’ (international community) tamlaması duyunca tüyleriniz diken diken olmuyor mu?

Bu tamlamayla yan yana gelen bir başka tamlama daha var: ‘İnsani müdahale’! (‘Humanitarian intervention’).

Uluslar arası toplum yani KÜRESEL ÇETE, ya da küresel sermayenin en tepesindeki karar vericiler, ‘insani müdahale’adı altında İNSAN KIYIMI yapıyorlar…

Bu kıyımın gerçekleşmesi için Washington ve Brüksel’den ‘efendiler’ Türkiye’deki yönetime ‘emirlerini’ ileterek adımlar attılar, atıyorlar.

Küresel kıyımcılar önce bir hedef coğrafya belirliyorlar. ABD generali Wesley Clark yıllar önce söylemişti.. Irak ve Afganistan’dan sonra sırada Libya Suriye ve İran vardı.

Genellikle hedef bölgedeki doğal rezervlere göre kararlar alındı. Alınan kararlara göre hazırlıklar yapıldı.. Yıl 2001’de ilk adımlar atıldı.

‘Koruma sorumluluğu’!

Irak savaşından bir yıl önceydi… Dış ilişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations) adlı küresel çetenin karar mekanizması, bağlı örgütlerinden birine, Uluslar Arası Kriz Grubu’na (Int. Crisis Group) işi ihale etti. ‘İş’in adı KORUMA SORUMLULUĞU adlı maddeydi.

İlgililer maddeyi oluşturdu ve BM’e sundu. Tabii ki Birleşmiş Milletler ‘koruma sorumluluğu’ adlı bu maddeyi onayladı…

Bu madde bugün BDP/PKK’dan, Bingazi’deki ve Suriye’deki muhaliflere kadar tüm ‘ayrılıkçı’ grupların yaslandıkları dayanak olacaktı.

‘Sorumluluk’ ve ‘koruma’ gibi insan beyninde olumlu titreşimler yaratan kelimeler kullanılarak oluşturulan bu madde, ‘insani müdahale’ kavramıyla bir arada kullanılmaktaydı.

Özetle, eğer bir ülkede , etnik bir grup, egemen devletle sorun yaşamaya başlar ve ucu iç savaşa varabilecek bir başkaldırı hareketine girişirse, ULUSLAR ARASI TOPLUM, o ülkeye İNSANİ MÜDAHALE’de bulunma hakkına sahip olacaktı..

Bunu yaparken CFR Dış İlişkiler Komisyonunca hazırlanan ‘KORUMA SORUMLULUĞU’ maddesine dayanacaktı!

‘Milli Egemenlik eskimiş bir kavramdır!’

2004 yılında George Soros, CFR’nin Foreign Policy dergisinde yazmıştı . Küresel tefeci ‘dış müdahale’ için gerekli teoriyi hazırlıyordu:

      ‘Egemenlik kavramı, bir ülkede yönetenler ve tebaa olanların varlığını esas alan eskimiş bir kavramdır. Vatandaşlık kavramıyla çelişmektedir… Bugün ulus devletler yurttaşlarına karşı demokratik çerçevede sorumsuzca davransalar da, EGEMENLİK prensibi, ulus devletlerin iç işlerine, dış müdahaleyi imkansız kılmaktadır. Gerçek egemenlik, hükümetlere bu hakkı veren halkındır. Eğer hükümetler, ellerinde tuttukları egemenlik hakkını yanlış kullanır ve halk buna karşı harekete geçme imkanından yoksun kalırsa, DIŞ MÜDAHALE HAKLIDIR!’

 

    Foreign Policy 1 Ocak 2004

 

Soros açıkca ortaya koymuştur. Dünya egemenliği hedefleyen KÜRESEL ÇETE, yani Uluslar arası Toplum, İNSANİ MÜDAHALE adı altında , bir ülkede, kendi beslediği büyüttüğü şekillendirdiği bir grubu KORUMAK SORUMLULUĞU çerçevesinde hedef seçtiği ülkeleri bombalamakta, işgal etmekte, bölmekte serbest olmalıdır.

‘Koruma Sorumluluğu’, Ulusların milli egemenliğini hiçe saymak için ve petrol, gaz, altın, uranyum, su zengini ülkelere rahatça müdahale edebilmek için şekillendirilmiştir.

Libya’nın bombalanması bu maddeye dayanmıştır. Suriye bu madde kapsamında topun ağzındadır. Selahattin Demirtaş ve BDP/PKK bu maddeye yaslanarak bas bas bağırmaktadır.

Bu senaryo çerçevesinde en önemli kavramlar İNSAN HAKLARI, ve DEMOKRASİ’dir.

İnsani müdahale için adımlar

Dış Müdahale birkaç adımla gerçekleştirilmektedir.

    1. Sivil Toplum Örgütleri, küresel çeteye bağlı olarak fonlanır ve zamanı geldiğinde bir ağızdan ‘İnsan hakları, demokrasi!’ diye bağırtılır. İlk adım budur.

İkinci adımı medya atacaktır..

    2. Uluslar arası toplumun ileri silahları olan uluslar arası medya ve yerel işbirlikçileri kamuoyu oluşturmak üzere yalan haber üretimine başlayacaktır.

 

Uluslar arası toplumu oluşturanlar, küresel medyanın da sahipleridirler. Rothschield, Rockefeller, Kissinger, Brzezinski gibi isimler aynı zamanda küresel medya kuruluşlarının ‘danışma kurulları’ içindedirler..

BBC, CNN, Sky, El Cezire ardı ardına aslı astarı olmayan haberleri hedef ülke aleyhine ortalığa yayacaktır.

Hedef ülke başkanları ‘şeytandır’! Halk perişandır! Muhalifler hapishanelerde aydınlar işkence altında, sokaklar ateş içinde yanmaktadır…

Bu Irak’da Afganistan’da şimdi Libya’da yapılmıştır. Suriye’de 1 aydır yapılmaktadır.

Yakın bir zamanda El Cezire Beyrut büro şefi, Hasan bin Cidda El Cezire’nin bir Amerikan propaganda makinesi olduğunu açıklayarak, istifa etmiştir.

Bölgede milyonlarca kişi tarafından izlenen El Cezire Libya’da masum sivilleri bombalayan uçakları gösterirken ‘İnsani müdahale’ tanımını kullanmıştır

El Cezire Katar emiri Şeyh El Thani’nin ayırdığı fonlarla ayaktadır.

TV istasyonları kadar facebook ve twitter da uluslar arası toplum’un ve bağlı istihbaratın emrindedir. Bunlar insani müdahaleler sırasında milyonlarca sahte rapor ve görüntüyü ortalığa salmışlardır.

Suriye ordusunun parçalandığına dair haberler yapmışlar ve yalan haber olduğu belgelerle ortaya çıkınca başka bir yalan habere yelken açmışlardır.. Uluslar arası medya yalanı yalanla kapatır!

General El Rıfai’nin Suriye ordusunu rakip parçalara böldüğü haberine karşı general, orduyla ilişkisinin 10 yıl önce kesildiğini açıklamıştır.

Suriye hükümeti ve güvenlik güçlerinin halka ve göstericilere ateş açtığı haberleri yayılmış, bu haberler söylenti seviyesinde kalmıştır.

    3. Üçüncü adım muhaliflerin sivil itaatsizlik hareketlerine başlamasıdır. İçerde yıllarca beslenip büyütülen ‘muhalifler’, provokasyonlar yapacaklar, SİVİL İTAATSİZLİKçerçevesinde uluslar arası topluma işaret fişeği çakacaklardır.

 

Hedef ülkede KIYIM başlayacaktır. Egemen devletlerin devlet başkanları , ‘terörist’ olarak aranacaktır…

Bir parantez açalım ve gazeteci Sarah Flounders’ın yazısından alıntılayalım:

      ‘Amerikan emperyalizmi Afrika’’nın zengin kaynaklarına el koyma zamanı gelince Libya’ya gözünü dikmiştir. Çünkü Libya tüm Afrika ülkelerine yıllardır yardım eli uzatmaktadır. Zengin petrol rezervleri vardır.
      Suriye de hedeftedir. Çünkü ABD politikalarına karşı yıllardır Filistin’in yanında yeralmıştır. İran’la dosttur. Ve İsrail işgaline karşı, Lübnan’da Hizbullah’a el uzatmıştır….
    Bu nedenle bu ülkelerdeki ‘demokratik (!) muhalefet’ Amerikan senatosundan açık destek almıştır: Lieberman Senato iç güvenlik komitesi başkanıdır ve ‘Libyadan sonra Suriye bombalanmalıdır!’ demiştir.’

 

Suriye’yi kuşatan Amerikan müttefiki Arap devletleri de Esad’ın gitmesi için uğraşmaktadır. Suriye, İsrail’le ilişkisi olmayan bir Arap devletidir. Birçok Filistin örgütü Suriye’de yerleşiktir. Ve 63 yıldır 500 bin Filistinli mülteci bu ülkede tüm vatandaş haklarından yararlanarak yaşamaktadır

Suriye’ye sızmış olan küresel sermayeye karşın, sosyal devlet hala ayaktadır ve eğitim ve sağlık bedavadır. Yurttaşlar mülteci bile olsalar ayrıma tabii tutulmamışlardır.

Irak savaşı sonrası Suriye’ye gelen 2 milyon Iraklı mülteciye de aynı haklar tanınmıştır.

Ve Amerikan yaptırımları bu durumla birleşince Suriye’de şartlar ağırlaşmıştır.. Ekonomik durum yaptırımlarla daha da ezici hal almıştır.

Onlarca yıldır son derece zorlu şartlarda yaşayan bu devlet şimdi batının insani müdahalesiyle karşı karşıya kalmak üzeredir..

Suriye’de ekonomik, siyasi, insani istikrarsızlığın başı küresel sermaye grupları ve siyasi uzantılarıdır. Aynı odak… ‘Suriye’ye müdahale etmeliyiz!’ diye bağırmaktadır.

Acaba aynı koşullarda dünyadaki başka bir güç odağı, Amerika’daki Kızılderili ve hispanik ve siyahiler için demokrasi havarisi kesilse Amerika’yı yöneten camianın cevabı ne olur! Fazla düşünmeye gerek yok.. ABD yönetimiyle 150 yıllık toprak anlaşmaları biten ve topraklarının iadesini isteyen Siu Siu liderinin bir daha ağzını açtığını gören duyan oldu mu! Ya da Texas’ın bağımsızlığını isteyen ve bu yüzden 30 yıldır hapishanede olan adamın adını anan var mı?

Suriye’ye dayanan Amerikan darbeleri Türkiye için iyi haber değildir!

14 Mayıs’da Mısır’daki Soros muhipleri, Süveyş’i geçip Gazze’ye yürüyecekler, Mısır ‘yeni ABD eyaleti’ olarak petrol ve gaz denizine bir adım daha atacaktır.

Bölgedeki büyük emperyalist adımlara karşı Atatürk’ün Türkiye’sini yönetenler aciz emir kullarıdır… Peki ya onurlu Türk halkı? Bu emperyal oyunda safını alacak mı?

Banu AVAR, 11 Mayıs 2011

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir