Odatv yi en başta onun yazısını okumak için açardım..

Bir süre yazısını görmeyince Barış’ı aradım..

‘Babasını kaybetti’ dedi.

Numarasını aldım tanıştık. Annesi Alzheimer hastasıydı.. Hergün annesinin bulunduğu yere gidiyor öğle yemeğini onunla yiyordu.

Başı çok kalabalıktı. Yazı yazamıyordu…

Sadi Somuncuoğlu devlet bakanıyken basın işlerini yapmıştı. Bir zamanlar Deniz Baykal’a da raporlar hazırlamıştı. Yetkin parlamento muhabirlerinden biriydi. İşinde mükemmeldi..

Bıçak gibi bir kalemi vardı. Çok iyi bir yazardı…

‘Yazmalısın!’ demiştim. ‘Anneme gidemediğim gün fenalaşıyor!’ demişti.. Hergün annesindeydi.. Sabah ararsam yoldaydı, akşamsa oradan dönüyordu..

Müyesser 2 gündür hasta annesini ziyaret edemiyor…

*-*-*

Nedim kalp ameliyatı geçiren eşini düşünüyor…

Mümtaz İdil o kötü hastalığın pençesinde..Adaletle boğuşuyor…

Tuncay Özkan, Mustafa Balbay ve Doğu Perincek birkaç metrekare hücrede… Duvarlara bakıp gülümsüyorlar ‘Sona yaklaştık bu zulüm bitecek!’ diyorlar.

Hepimizin kalbinin onlarla olduğunu biliyorlar!

Ekranda yüzler.. Sabah akşam ergenekon davasını güzelleyenler!

Sürek avına karşı çıkar MIŞ gibi yapanlar, ‘bana bir şey olmaz, onlar muhalifti!’ diyenler..

Şunu unutmayın! Hiçbir şey kalıcı değildir… Değişim esastır. Ve bu da geçecektir… O zaman saklanacak yer arayın…

Tarihin dehlizlerinde çamurlu yüzlerinizle yokolup gideceksiniz…

Müyesser, keskin kalem kardeşim, ve diğer meslekdaşlarım, umut doluyum, her gecenin karanlığı var ama sabah gece karanlığını bozar… Ve mutlaka ama mutlaka doğar!


Banu AVAR, 4 Mart 2011

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir