Hadi İşbaşına! Bu Bir Dayanışma Çağrısı!.. ACİL! / Banu AVAR

0
271

Gece… Karabük’e girdiğimizde kilometrelerce süren bir masal fabrika bana Cumhuriyeti anlattı… Sisli ışıkları, koyu lacivertin içinde nadide bir mücevher gibi pırıldıyordu..
Bugün onu varedenler binbir acı içinde, o işçilerin yanına yaklaşmaya cüret edenler polis gözetimine alınıyor…
Karabük sancılar içinde kıvranıyor…Türk halkının karşısında yeralan medya onları görmüyor, duymuyor!
Orada geçirdiğim 2 gün boyunca 5 sivil polis tarafından izlendim. Son saatlerde yanıma yaklaşan biri, ‘Emir kuluyuz, ne yapalım, Kardemir hassas konu..’ dedi…
Tüm kent ve çeşitli kurumlar Kardemir’i soyup soğana çevirenler tarafından denetleniyor…
Birçok ilimizde durum aynı ama KARDEMİR’in varlığı nedeniyle oluşan Karabük baskı imparatorluğunun simge kenti..
KARDEMİR işçisinin rızkına göz dikenler tüm kenti ele geçirmiş gibiler…Karabük üniversitesi rektörlüğü üniversite kapılarını Amerikan büyükelçiliğinden gelen diplomatlara açıyor ama Kardemir işçileri için gelen benim gibiler, ‘Meğer aynı saatte Sigara ile savaş derneği toplantısı varmış’ diyerek iptal ediyor.
KARDEMİR’e dokunan yanıyor…
Şehit ve gazilerin çocuklarına ait olan fabrika…’
Cumhuriyetin ilk demir çelik fabrikası, Atatürk’ün ilk gözağrısı 1937’de şu sözlerle kuruluyor:
‘Kurtuluş savaşı sırasında yurt sathında en fazla şehit ve gaziyi Kastamonu havzasında verdik. O bölgeye demir çelik fabrikası kuralım ki o şehit ve gazilerin çocukları, torunları bu fabrikada çalışsınlar!’
Ve 13 haneli bir köyden cumhuriyet kenti, Karabük kuruluyor..
1994’de Tansu Çiller hükümeti ABD’den verilen özelleştirme emriyle harekete geçiyor… ‘Zarar ediyor!’ bahanesi ile KARDEMİR’in ipi çekiliyor.
8 kasım 1994 Karabük’de hayat duruyor!
Tüm kent ayaklanıyor. KARDEMİR bize ait, bize ait kalacak!’ diye haykırıyor..
Özelleştirmeciler çaresiz kalıyor.. 100 bin kişi meydanlarda, tüm ahali ayakta, KARDEMİR’in idamı hayata geçirilemiyor…
Hükümet KARDEMİR’i çalışanlara ve yöre halkına satmakya mecbur kalıyor. Şahıs ya da kurumlar % 1 den fazla hisseye sahip olamayacak şartı getiriliyor.
2001 yılına kadar KARDEMİR bir işçi şirketi olarak yönetiliyor.. Sonra birbiri ardı sıra çevirilen bol akçeli fırıldaklarla fabrika yönetimi işgal ediliyor. Bir küçük azınlık yetkileri, üretimi, satışı ve sendika ağalığını ele geçiriyor.
Karanlık çöküyor işçinin üzerine.. zamlar durduruluyor, KARDEMİR ciğerleri demir tozuyla dolan işçilerin maharetiyle 250 trilyon kar ediyor ama işçilere bir kuruş kar payı dağıtılmıyor.. 20 küsur yıldır KARDEMİR’i KARDEMİR yapanlar , en fazla 1500 liraya çalışıyor…
‘Haklarını’ isteyenler işten atılıyor… Sonunda işçiler, patron sendikası Çelik-İş’den ayrılıp Türk Metal Sendikasına toplu geçiş yapıyor.
Üç günde 2641 sendikalı işçinin 2155’i Türk Metal’de birleşiyor! Patron sendikası işlevsiz kalıyor…’Müdahale’ de başlıyor!
Türk Metal Sendikası üyeliği seçen işçilere ve ailelerine uygulanan baskı ve şiddet her geçen gün artıyor! Önce 185 işçi izne çıkarılıyor.. Haziran 2010 da 29 işçi işten atılıyor. Gerekçe olarak ‘anayasal haklarını kullanmaları!’ gösteriliyor…
Fabrika içi cehenneme dönüyor, kısım amir ve şefleri baskı ve tehditle işçileri patron sendikasına döndürmeye çalışıyor… Yolda yürüyen işçilerin üzerine arabalar sürülüyor. Aşırı baskı ortamına dayanamayıp kalp krizine yenilenler oluyor..
Hayatını kaybeden ve aç açıkta kalan Kardemir çalışanları ve ailelerinden derhal ‘işçi lojmanlarını terketmeleri’ isteniyor.. Kış ortasında, okula giden küçük çocuklar ve yaslı anneler, KARDEMİR yolunda can vermiş bir babadan geriye kalanlar…
Allahtan Karabük halkı tek yumruk. Orada sımsıkı kenetlenmiş bir işçi ve esnaf ailesi var.
KARDEMİR işgal altında!
Baskı ve zulüm aralıksız devam ediyor. KARDEMİR’in kapılarında, üstelik tam vardiya çıkışlarında yüzlerce yeni kölenin iş alımı yapılıyor… Yarı ücrete razı, yeni köleler, eskilerine gözdağı vermek için vardiya çıkışlarında kapılara sıralanıyor..
Allahım acaba doğru çağda mıyız?! Roma imparatorluğunun bir arenasında mıyız yoksa!!
Karabük konsülleri ve gladyatörlerin parmağa bağlı yaşam iplikleri mi izlediklerimiz?!
Yeni işe alınan köleler zorunlu olarak patron sendikasına üye kaydediliyorlar… Ayrıca 350 şef, güvenlik görevlisi büro çalışanları da ‘kapsam dışı’ olmalarına rağmen, İŞTEN ATILMA TEHDİDİ ile patron sendikasına üye alınıyorlar…
Haziran 2010 dan bugüne 6 ay içinde bir takım ‘bahanelerle’ 240 KARDEMİR çalışanı işten atıldı. ‘Demokrasi havarisi’ medyamız, demokrasi havarisi meclisimizden gelen ses TISSSS!
Erdoğan’ın kahvesinde bir aradayız… Hasan, Kemal, Oktay ve diğerleri… Sessiz, çekingen aydınlık yüzlü biri, Türk musikisine gönül vermiş bir işçi.. Ya da Kardemir işsizi… ‘Kemanımı çıkardım, çalmaya başladım, polis engelledi. Dedim ki İstiklal caddesinde hergün onlarca kişi sokakta müzik icra ediyor. Dediler ki: Burası Karabük, İstanbul değil!’ tek tek çaylar dağıtılıyor. Öyle zarif, öyle sessizce… vakarlı.. Kahvenin camları gerisinde karanlıkta birileri bekliyor…

Bir bir işten atılıyorlar, ‘Düşük verim’ ‘huzuru bozmak’ gibi bahaneler içeren 4-5 satırlık kağıtlar ellerine tutuşturuluyor… Kağıtta bundan böyle, hayatlarını verdikleri KARDEMİR’e giremeyecekleri yazılı! Sokaklara düşüyorlar, Atatürk’ün yarattığı şehirde, Cumhuriyetin imzası KARDEMİR’de dönen fırıldakları Karabük halkına anlatıyorlar..
Haksızlığın resmi onlar.
Direniş, kadın çocuk coluk yürüyüşler, sonunda Kurban bayramı öncesi alınlarında ‘kurbanlık’ yazısıyla kendilerini zincirlediler… Fabrikayı soyanlar, fabrikanın asıl sahiplerinin işlerini gaspetmeye devam edince açlık grevine girdiler! Karabük zonkladı!!
Açlık grevi sonrası işten atılmalar duracak sözü aldılar… Ama soyguncunun sözüne güven olur mu?!
KARDEMİR işgal altında, işportacılıktan gelip cumhuriyet fabrikasına el koyanlar ve fabrikanın gerçek sahiplerini dışarı atanlara 3 yaşındaki Zeynep’in söyleyecek sözü var… Esnaf Kefalet Kredi Kooperatifi’nde *konuşmamı yaparken yanıma geliyor. Onu kucağıma aldığımda kürsüdeki mikrofonla karşılaşıyor. Mikrofona yapışıp aylardır duyduğu cümleyi tekrarlıyor: ‘İşçiye vuuy(r)an elley(r) kıy(r)ılsın!’

Resim
Arkadaki Zeynep

Türk Metal Sendikasının bir odasında baş başa kaldığımızda, ona peynirli tostumun yarısını uzatıyorum.. Gülümseyip yarım yarım konuşarak, ‘içinde salam var mı’ diye soruyor. ‘Yok peynirli’ diyorum. ‘Evde peyniy bitmişşşş!’ diyerek gülüyor. Ciddileşip ‘Annem alacak ama!’ diyor.
Tacettin, 15 yaşında, anlatrtım, babası kalbine yenildi bu savaşın sonunda. Yakında lojmanlardan da çıkarılacaklar. Anadolu teknikte Bilişim okuyor. Annesinin yanında metanetle evin reisi olarak oturuyor. Başsağlığı ziyaretimiz sırasında pek az konuşuyor. Güzel siyah gözleri uzaklara bakıyor… İncecik bedeni dimdik duruyor…
Nebahat, işsiz Ayhan’ın eşi… Derin siyah gözleri, bembeyaz yüzünde birer mücevher gibi..

Resim
Siyah başörtülü Nebehat

Her melanetin üstesinden geleceklerini söylüyor.. KARDEMİR’in yiğit işçilerinin yiğit kadınları onlar… Yardımlar için örgütleniyorlar.. Başvurdukları yerlerde sorguya çekildiklerini anlatıyor. Bir kendini bilmez ‘Sen niye geldin, işten atılan kocan!’ demiş ona. ‘Ne cevap verdin Nebahat’ diyorum. ‘Kocam işten atılınca eve gelen ekmek gitti..yani evdeki herkesin rızkı bitti de ondan!’ dedim diyor! O kendinden, ve Kardemir’in yiğit işçilerinden emin, nerede durduğunu biliyor..
Kardemir işçisi Cumhuriyetin işçisi. Onlar gerçek insanlar. Televizyonda izlediğiniz sanal figürler değil… Çağın temsilcileri onlar… Tarihi bu duruşlarıyla onlar yazacaklar. . Onlar kendilerini değil aynı zamanda aldıkları mirası ve vatanı savunuyorlar.
KARDEMİR VATAN çünkü!
Tıpkı İSDEMİR, ERDEMİR, TEKEL, SEKA, TELECOM, ŞEKER gibi, işgale uğramış bize ait olanlar!
EY CUMHURİYET İNSANLARI!
Aydınlar! Gelin yere inelim… Mücadele tek bir şekilde somutlaşır. Vatanın yiğit işçileriyle elele vermedikçe gelecek karanlıktır. Tekel işçilerine verilen destekle aydınlar, halk ve işçi bir araya gelmiştir. Bir hasret bitmiştir. Bu yepyeni bir kavuşmadır… Ve KARDEMİR’de bu buluşma devam etmelidir. Zincirin halkaları böyle çelikleşir… Her buluşma ve dayanışma geleceğimizi örmektedir..
6-7 aylık bir süreçte KARDEMİR işçilerinin geleceği, açtıkları davalarla durum, belirlenecektir. Bu süreç içinde KARDEMİR işçilerine ailelerine, yardım amacıyla bir fon oluşturulmasına karar verilmiştir.
Tamamen işçilerin denetiminde bir açık hesap oluşturulmuştur. KARDEMİR Atatürk’ün gazi ve şehit çocuklarına bıraktığı mirastır. Bugün adaletsizliğin, yolsuzluğun, baskı ve şiddetin eline düşmüştür.. Kardemir işçilerinin üretimi, kentte haddehaneleri olan birilerinin tezgahına akmakta, bire 500 karlarla tüm kent satın alınmaktadır. Cumhuriyetin kurumlarına da el atılmaktadır.
Bize düşen bununla mücadele edenlere destek olmaktır. Yanlarında olamıyorsanız, imkanlarınız ölçüsünde madden destek olunuz..
Şimdi bir AKBANK’a ulaşınız, her türlü hakları gasp edilerek sokağa atılan KARDEMİR işçileri yardım fonu hesabına para yollayınız, yollatınız. KARDEMİR’den atılan OSMAN SEDAT MADAK , AYHAN IŞIK , SUAT MUTLU işçi heyeti adına açılmış hesap no: AKBANK İBAN NO: TR46 0004 6000 8188 8000 11 3602
Sonucu size ocak sonunda bildireceğiz…Ayrıca destek mesajlarınızı işçi sitesi http://www.karabuknethaber.com ‘a iletmenizi onlara güç vermenizi rica ederiz.
KARDEMİR gerçek sahiplerine er ya da geç kavuşacaktır… Korkun ey dolandırıcılar.! Korkun ey sahtekarlar! ‘Bu böyle yarım kalmayacaktır!’
Banu AVAR, 25 Aralık 2010

Paylaş
Önceki İçerikGençlik Muhalefeti ve Muhalefet Yaratmak / Banu AVAR
Sonraki İçerikKARDEMİR’in Patron Sendikası ÇELİK-İŞ Hangi Küresel Konfederasyona Bağlı? / Banu AVAR
2009’da Avrasya TV'de DÜNYA DÜZENİ adlı haber programını yaptı. 2004-2008 arasında TRT'de ‘SINIRLAR ARASINDA’ Haber Belgesel Programının yapımcısıydı. Londra City University televizyon bölümünde yüksek lisans yapan ve BBC TV Belgesel kurslarını bitiren Banu Avar BBC Türkçe bölümünde yapımcı ve sunucu olarak çalışmış, TRT’nin Londra muhabirliğini üstlenmiş; Günaydın, Vatan, Dünya, Politika gibi gazetelerde muhabir olarak çalışmış ve birçok dizi yazıya imza atmıştır. TRT 1 ve TRT 2’de yapımcılığını, yönetmenliğini ve sunuculuğunu üstlendiği "Mozaik" ve "Kaleideskop" programları yayınlanmıştır. "32. Gün" programının ilk yıllarında programın Londra muhabirliğini yapmış ve Kıbrıs, Demirkırat gibi belgesellerde yapımcı, araştırmacı olarak görev almıştır. BEN SEZAR (‘I, Ceasar’), KIRIM SAVAŞI (‘Crimean War’), BÜYÜK OYUN ‘The Great Game’ ve TRUVA ‘Troy’ gibi BBC ve Discovery Channel belgesellerinin künyesinde Türkiye prodüktörü olarak yer almıştır. 1999’da TV8’in belgesel bölümünü kurmuş, 2004’e kadar 30’dan fazla belgesele imza atmıştır. 2004 yılında -Attila İlhan ve Erol Manisalı ile birlikte- işine son verilmiştir. Denizciler, Bir Zamanlar Kıbrıs’da, Artık BİZ DE varız!, Devlerin Savaş Alanı Afganistan, Türkiye Sevdalıları gibi belgesellerden OHRİ, GÜZEL OHRİ Makedonca’ya çevrilmiş ve Makedon Ulusal TV Kanalında bir çok kez gösterime girmiştir; Rıza oğlu Haydar ALİYEV belgeseli ise Azerbaycan Devlet Kanalında defalarca yayınlanmıştır. 2004 yılında yapımına başladığı; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Avrupa’dan dosyalarla 82 ülkeden konuların yer aldığı Sınırlar Arasında belgeseli 2008 mayıs ayında ABD, İsrail, Gürcistan, İsveç Büyükelçilerinin şikayetleri sonucu yayından kaldırıldı.. Bu gerekçe TRT üst yönetimi tarafından beyan edilmiştir! Avar daha sonra, 2009 Şubat - Haziran arasında AVRASYA TV (ART)'de "DÜNYA DÜZENİ" adlı haber programını yaptı. Banu Avar, 2004-2008 yılları arasında 40'dan fazla kurumdan çeşitli ödüller ve plaketler almıştır. 8 kitabı bulunmaktadır: Sınırlar Arasında (2006) Avrasyalı Olmak (2007) Hangi Avrupa (2007) ‘Böl ve Yut!’ (2008) Hangi Dünya Düzeni (2009) Kaçın Demokrasi Geliyor (2010) Gün O Gündür (2012) Zemberek (2016)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here