DENİZ KUVVETLERİNE İNEN BALYOZ! -Amiral Cem Gürdeniz ile söyleşi… 1. Bölüm

0
225

10409860_724166777646750_1543283946_n
Ramazan Cem Gürdeniz, Harp Filosu Komutanlığı 3. Muhrip Filotilla Komodoru idi. Dijital delillerin tümünün sahte olduğu onlarca kez ispatlandığı halde 18 yıl ağır hapis cezası ile Silivri’de yatıyor.
Deniz Kuvvetleri tarihinde en uzun süreyle , 5 yıl boyunca Plan Prensipler Başkanlığı yapmıştır. Deniz kuvvetlerinde yakın orta uzun vadede strateji ve doktrin üreten isimlerden biridir. Tuğamiralliğinde Çıkarma Gemileri Komutanlığı, Tümamiralliğinde Mayın Filosu Komutanlığı görevleri yapmıştır. Türkiye’nin Karadeniz’deki deniz politikasına önemli katkılar sunmuş bir amiralimizdir. 2002’de TV 8’de yaptığım 9 bölümlük “DENİZCİLER” belgeseli sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda çekim koordinasyonunu o sağlamış ve çalışma sistemiyle kendine hayran bırakmıştı.
Posta yoluyla yaptığımız söyleşinin bir kısmını sizlerle paylaşıyorum:
-Neden saldırının ilk hedefi Deniz Kuvvetleri idi?
Cem Gürdeniz: Bir ülkenin jeopolitik yönelişi sadece kara ülkesi ile sınırlı değil. Bizim Türk Boğazları ve Akdeniz’de doğu-batı yönünde uzanan yegane yarımada sahipliğimiz, bu üç deniz alanına aynı jeopolitik değer katıyor. Sevr’de Türkiye bu 3 alandan soyutlanarak sadece kısa bir kıyıya mahkum ediliyordu. Bırakın Ege Adaları, Kıbrıs, ve Türk boğazlarını uluslararası denizlerde sadece balıkçılık yapacak kadar bir kıyıya mahkum edilen Türkler böylece açık denizler ve okyanuslara erişimden ebediyen soyutlanmış olacaktı.
Batı 16. Yüzyılda Türk Donanması’nın Orta ve Batı Akdeniz’de ne büyük rol oynadığını asla unutmadı. 1500’lü yıllarda Türk donanması Akdeniz’de belirleyici güçtü. Hristiyan dünyasının gizli yasasında 16. yüzyılda yaşananların tekrar etmemesi için her türlü tedbir alınmasına çalışıldığına inanıyorum.
Türkler 20. yüzyıl sonunda 16. yüzyılda başarılanlara benzer bir durum yarattılar. Bu beklenmedik bir şeydi. Üç alanda özetlenebilir: 1) Teknoloji üretimi 2) Strateji ve doktrin üretimi 3) Gücü kullanmak.
1. Teknoloji üretmenin Türkiye için bir hedef olmaması gerektiğine inananlar ilk yumruğu Kıbrıs Barış harekatından sonra yaşanan ambargoda yediler. “Bir tampon devlet ulusal çıkarları için savaşamaz. Savaşıp savaşmayacağına ben karar veririm. Sözümü dinlemezlerse önce ambargo, sonra Ermeni terörü sonra da ekonomik krizlerle onu cezalandırırım!” diyen ABD’ye güvenilmemesi gerektiğine inananların başını Deniz Kuvvetleri çekti.
Nikos sampson darbesinden 120 saat sonra, son deniz savaşını 1912 yılında Balkan harbinde yaşayan Türkler, Girne’de kıyıbaşını tutabildiler. Bu büyük bir başarıydı. Çıkarma gemilerinin hepsi Türk deniz tersanelerinde üretilmişti.
ABD, 1960 sonrası bir karar aldı . Madem Montrö nedeniyle Karadenize ABD donanması çıkamıyordu, bunu Amerikan denizaltılarıyla Türkler yapacaktı!
Türk donanmasını Karadenizde Sovyetlere karşı geliştirilmesinde öncelik denizaltılara verildi ve personelin eğitimi ABD’de yapıldı. Denizciler kurslarla yetinmeyip ABD deniz subaylarının gittiği yüksek lisans okullarına da (U.S. naval Postgraduate School) girdiler. Her sınıfın ilk 15 öğrencisinin eğitildiği bu okuldan geleceğin kuvvet komutanı amiraller ve tepe yönetimde yer alacak olanlar ‘devşirilmiş’ olarak çıkacaktı. Ben de bu okuldan 1984’te mezun oldum. Okul şu ana kadar 900 mezun verdi.
Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Türk deniz subayları öncelikle Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu mezunuydular. Türkiye’ye dönenler orada öğrendiklerini Türkiye’ye dönünce uygulamaya başladılar. Kıbrıs sonrası Gölcük’te ilk AR-GE merkezi kuruldu. 1990’ların ortasından itibaren bu merkez büyük başarılara imza attı.
Bu arada Muavenet’in vurulması dolayısıyla, ABD’den özür dileme mahiyetinde 8 adet Knox sınıfı 1971 model stimli fırkateyn donanmaya katıldı. 1998 sonrası benimde komutanı olacağım 8 adet G sınıfı fırkateynlerin Türkiye’ye transferi, donanmanın teknik, taktik ve operatif gücünü zıplattı.
1982’de Türk Gaziantep fırkateyni ile 100 günlük Kuzey Atlantik seferinde, İskoçya’da yanımıza yanaşan USS Stark fırkateyninde , Amerikalı subay ve astsubayların gideremediği arızayı Türk denizciler gidermiş ve sistemin bir üst yazılımını da yüklemeyi başarmışlardı. Bu durum şaşkınlığa sebep olmuştu!
2000’li yıllardan sonra, Türk Deniz Kuvvetleri mühendisleri daha büyük projelere giriştiler. Radar, sonar, atış kontrol, silah sistemleri ve savaş gemi tasarımı ve inşaası gelişti.
2009 yılı itibariyle Türk Deniz Kuvvetleri, Milgem korvetini tasarlamış, inşaasına başlamış ve yüzde 70 oranında milli sistemlerle donatmayı becermişti. 90 yıl önce değil gemi inşa etmek toplu iğneyi bile ithal eden bir cumhuriyet, 21. yüzyıl başında 2000 tonluk bir korveti inşa etmeyi başarmıştı.
Bu Batı kontrolü dışında gerçekleşti. Bu, 100- 150 milyar dolarlık bir kaynağın yurt içinde kalması demekti. Türkiye’nin bu konuda dışa bağımlılıktan kurtulması bir yana, gelecek 10 yıl içinde ihracat yapabilecek konuma geçti.
Deniz kuvvetleri, 2000 tonluk bir korveti kabaca 300 milyon dolara mal ederken aynı gemi batıda 2 kat maliyetle inşa ediliyordu.
Bu durumda Çin’e karşı donanmalarını güçlendirme kararı alan Pasifik kıyısı ülkeleri ile İran’a karşı silahlanan Körfez ülkeleri için uygun seçenek ortaya çıkıyordu. Ben tutuklanmadan önce Milgem ile ilgilenen bir çok ülke vardı.
İşte Türk Deniz Kuvvetleri’nin teknolojide son 20 yılda gerçekleştirdiği bu sıçrama göze batmıştır.
Llyod George’un Asya steplerine, ait oldukları çöllere geri dönmesini istediği ‘barbar Türkler’in, deniz uygarlığı alanına girmeleri ve gemi, sistem, silah üretmeleri kabul edilemezdi!
Askeri casusluk davası denilen rezil kumpasta yargılanan pırlanta denizciler arasında Milgem’e hayat veren en seçkin araştırmacı mühendisler bulunmaktadır.
2.Strateji ve doktrin üretmek: Bugün deniz kuvvetlerinin devlete maliyeti, yılda 1,5 milyar dolar civarındadır. 1/3 ü maaşlar, personel giderleri, 1/3ü cari ihtiyaçlar (yakıt, onarım, yedek parça), 1/3ü de yeni sistem ve gemi alınıma harcanır. Deniz kuvveti barışta, ulusal çıkarlar paralelinde deniz hak ve çıkarlarının korunması kollanması, geliştirilmesi için bulundurulur. Savaş durumunda, ülkenin topyekün savunmasına katkı sağlarken, deniz ulaştırma rotalarımızın açık tutulmasını, düşmanınkilerin de kapalı olmasına çalışır.
Deniz Kuvvetlerimiz maalesef NATO Donanması olarak,ABD direktifiyle, 1963’te Kıbrıs olayları patlak verene kadar, Karadeniz’e odaklandı. 1974 Barış Harekatı sonrası Yunanistan’ın Ege Kıta sahanlığını, 1981’den itibaren karasularını ve adalarını silahlandırması ve genişleme politikası, Türk deniz kuvvetlerini ön alıcı ve caydırıcı tutuma zorladı.
Kıbrıs’ta 120 saatte kıyıbaşını tutan donanma, 1980’lerden itibaren Amfibi gücü Foça’ya taşıdı.
Aksaz’da üs kuruldu. Akdeniz’de her yerde sürekli görev yapabilecek fırkateyn/muhrip filosu ve 16 denizaltı ile gelişimini sürdürdü.
1996’da Kardak Krizi’nde deniz kuvvetleri öncü rol oynadı hem kriz yönetiminde öne çıktı hem krizin siyasi/tarihi ve strateji alt yapısının oluşturulmasında devlet kurumlarına yol göstermişti.
Kardak Krizi ABD için Türk Deniz Kuvvetlerinin ‘evcilleştirilmesi’ kararının alındığı en önemli olaydır.
Kardak sonrası, Türkiye’nin 2001’de Karadeniz’de Blacksea For’u kurması ardından 2004’te NATO’nun Active Endeavor harekatının Karadeniz’e çıkışının engellenmesi Amerika’yı kızdırdı.
3.Deniz Gücü’nü kullanmak: İki boyutta ele alınabilir. Teknik / taktik kullanım subay ve astsubay kadroların niteliğinden etkilenir. Ve donanma bu anlamda çok ileridir. TCG Gaziantep’i Amerika’dan transfer ederken, Amerikalı eğitici ekip kamarama gelip, ‘Bu personeli nasıl yetiştirdiniz? Dün onlara öğrettiğimizi, 1 hafta sonra onlar bize öğretecek hale geliyor’ demişti.
Bu nedenle Balyoz ve diğer isimli davalarla komuta yapısı çökertilse de, bahriyenin teknik/taktik yeteneğinde bir değişme olmaz. ANCAK stratejik/ operatif alanda gücü kullanmada ciddi sorunlar çıkacaktır. Zira, stratejik karar verecek fikir üretebilecek en iyi denizciler gelecek 20 yıl için elenmiş oldu. Bir Blackseafor ya da Akdeniz Kalkanı harekatını başlatma kararı verebilecek amiral ve albaylar yok edildi.
Şimdi Avrupa/ Atlantik yapısının koşulsuz emrine girecek ve NATO yaklaşımından milim şaşmayacak bir amiral sınıfı yaratılacak.

Paylaş
Önceki İçerikSOMA
Sonraki İçerik“NATO’DAN ÇIKMADIKÇA BU REZİLLİK SÜRER!” Amiral Cem Gürdeniz ile söyleşi … 2. Bölüm
2009’da Avrasya TV'de DÜNYA DÜZENİ adlı haber programını yaptı. 2004-2008 arasında TRT'de ‘SINIRLAR ARASINDA’ Haber Belgesel Programının yapımcısıydı. Londra City University televizyon bölümünde yüksek lisans yapan ve BBC TV Belgesel kurslarını bitiren Banu Avar BBC Türkçe bölümünde yapımcı ve sunucu olarak çalışmış, TRT’nin Londra muhabirliğini üstlenmiş; Günaydın, Vatan, Dünya, Politika gibi gazetelerde muhabir olarak çalışmış ve birçok dizi yazıya imza atmıştır. TRT 1 ve TRT 2’de yapımcılığını, yönetmenliğini ve sunuculuğunu üstlendiği "Mozaik" ve "Kaleideskop" programları yayınlanmıştır. "32. Gün" programının ilk yıllarında programın Londra muhabirliğini yapmış ve Kıbrıs, Demirkırat gibi belgesellerde yapımcı, araştırmacı olarak görev almıştır. BEN SEZAR (‘I, Ceasar’), KIRIM SAVAŞI (‘Crimean War’), BÜYÜK OYUN ‘The Great Game’ ve TRUVA ‘Troy’ gibi BBC ve Discovery Channel belgesellerinin künyesinde Türkiye prodüktörü olarak yer almıştır. 1999’da TV8’in belgesel bölümünü kurmuş, 2004’e kadar 30’dan fazla belgesele imza atmıştır. 2004 yılında -Attila İlhan ve Erol Manisalı ile birlikte- işine son verilmiştir. Denizciler, Bir Zamanlar Kıbrıs’da, Artık BİZ DE varız!, Devlerin Savaş Alanı Afganistan, Türkiye Sevdalıları gibi belgesellerden OHRİ, GÜZEL OHRİ Makedonca’ya çevrilmiş ve Makedon Ulusal TV Kanalında bir çok kez gösterime girmiştir; Rıza oğlu Haydar ALİYEV belgeseli ise Azerbaycan Devlet Kanalında defalarca yayınlanmıştır. 2004 yılında yapımına başladığı; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Avrupa’dan dosyalarla 82 ülkeden konuların yer aldığı Sınırlar Arasında belgeseli 2008 mayıs ayında ABD, İsrail, Gürcistan, İsveç Büyükelçilerinin şikayetleri sonucu yayından kaldırıldı.. Bu gerekçe TRT üst yönetimi tarafından beyan edilmiştir! Avar daha sonra, 2009 Şubat - Haziran arasında AVRASYA TV (ART)'de "DÜNYA DÜZENİ" adlı haber programını yaptı. Banu Avar, 2004-2008 yılları arasında 40'dan fazla kurumdan çeşitli ödüller ve plaketler almıştır. 8 kitabı bulunmaktadır: Sınırlar Arasında (2006) Avrasyalı Olmak (2007) Hangi Avrupa (2007) ‘Böl ve Yut!’ (2008) Hangi Dünya Düzeni (2009) Kaçın Demokrasi Geliyor (2010) Gün O Gündür (2012) Zemberek (2016)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here