AYDIN TEKLEMESİ

0
503

Attilâ İlhan Salı /Perşembe buluşmalarında bize sık sık ‘aydınların teklemesinden’ bahsederdi… Öyle bir makalesi de vardır. Aydınların ‘soyut sorunları somuta aktararak çözümlemeye çalışmalarını’ eleştirir, soyut önerilerin, somut sorunları çözemediğinin altını çizerdi.

“Marifet ‘belirli zaman ve yerdeki’ somut sorunları nesnel olarak gözlemleyip ‘o zaman ve yere mahsus’ çözümler getirebilmek; getirmekle de kalmayıp aynı etkililikle onları uygulayabilmek”, derdi.

Bu yazıldığı kadar kolay bir şey değil… Ama ‘aydınım’ diyenin hedefinin bu olması gerektiğini defalarca vurgulamış, yazmış, konuşmuştur. Ve Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesinin ne olduğunu anlatmak için ömür harcamıştır.

Yazısından bir bölüm aktarıyorum:

“Müdafaa-i Hukuk, ‘düşmanı vatanın harim-i ismetinde boğmak’ta halkıyla özdeşleşmiştir. O yıllarda çekilmiş o fotoğraflarda, hareketin liderleri halkla elele, gönül gönüle dururlar. Torba sakallı, ayağı poturlu Kürt aşiret beyleri; toz toprak içindeki deveci esnafı; yorgun kağnıları, inanılmaz irilikteki çıplak ayaklarıyla çamurlu yollara düşmüş köylü kadınlar; bıyıkları salkım saçak Bektaşi ‘babaları’, bıçakçılar arastası, demirciler çarşısı vs! Somut ve yakın gerçek öylesine sıcak o kadar yakıcıdır ki, kimse hiçbir şeyi hiçbir şekilde soyuta aktarmaz; soyuta aktarmak, hem ayıptır, hem de lüks…..”

“Tanzimat yıllarında doğan bu ‘lüks’, sonradan ‘meşrutiyet bürokratlarıyla, yeniden depreşmiştir.. Atatürk’ten sonra, Ulusal sentez sorunları ‘soyuta’ aktarılarak çözüm aranmıştır. Anadolu’nun somut gerçeklerine hayli yabancı çözümler şaşırtıcı tepkilere yol açmıştır…”

“Aydınımızın bütün referansları ‘ecnebi’ olduğundan ‘soyutu’ da, ecnebinin ‘soyutuna’ aktarıp çözüm arayacaktır… Solcularımız Türkiye’nin bütün sorunlarını Moskova’nın, Pekin’in soyutunda ararken ‘liberal sağcılar’ İngiliz veya Amerikalıların ‘soyutunda’ dolanır. ‘Maneviyatçı ve muhafazakar’ denilen kesim ise Arap ya da Acem soyutunda! Çare sağduyu ve bilimsel yöntemle ‘Türkiye gerçeğinin’ içinde olmaktır…”

Son yıllarda ‘sosyal medya’ marifetiyle okuduğunu anlayamayan, dinlediğini duyamayan bir kalabalıkla karşı karşıyayız. Onlar sadece YAFTALIYOR… Örnek sosyal medya sayfamızdaki on binlerce ‘yorum’dur.

‘Örtülü değil mutlaka CHP’lidir,’

‘Tesettürlü! Mutlaka AKP’lidir…’

‘24 Temmuzda Taksim’de… Mutlaka CHP’li’

‘Erdoğan’ın konuştuğu demokrasi nöbetine katılmış… Kesin AKP’li…’

‘Bak işaret parmağı havada poz vermiş… Yobaz!’

‘İşte sol yumruğu havada… Rus ajanı!’

Bunlar bu vatanın evlatları, bizim insanlarımız…Somut durumun bu olduğunu da kabul etmeliyiz.

Türkiye’nin içinden geçtiği en hassas dönemlerden birindeyiz. Bazı yakın dostlarla konuşurken bu dönemde, Menderes döneminin başlangıç ve sonunun iyi hatırlanmasının açıklayıcı olduğu fikrinde birleştik… ABD tarafından sonuna kadar desteklenen, Türkiye’yi ‘küçük Amerika’ yapmak üzere, verilen emre adanmış bir liderin, köşeye sıkışıp yüzünü Sovyetlere dönünce bir ABD darbesiyle ipe götürüldüğünün hikayesidir bu.

İçinden geçtiğimiz karmakarışık günlerde… Feto/CIA darbesinden nemalanan nemalanana… Kimi liderinin çağrısıyla, kimi vatan tehlikede algısıyla sokaklara dökülmüş cesur bir millet. Ve uzun yıllar Feto tarafından aldatıldığını söyleyen iktidar sahipleri…

Geniş resmi görmeye çalışmak en iyisi. Batılı bir gazetecinin başımıza gelenlerle ilgili değerlendirmesine kulak verelim:

“15 Temmuz, Erdoğan’ın içeride gücünü sağlamlaştırmıştır. Öte yandan Washington’un enerji kaynaklarını kontrol altına alma ve Katar’dan Avrupa’ya uzanan enerji hatları projesini rayından çıkarmıştır. Obama yönetiminin Türkiye’nin ulusal güvenlik sorunlarını göz ardı etmesi, Türk cumhurbaşkanını Moskova eksenine itmiştir; yeni yüzyılda, Washington’un dünya hegemonyasını devam ettirebilmek için ihtiyacı olan Avrupa ile Asya arasındaki köprü kaybedilmiştir …Washington’un Asya’ya yerleşme, Rusya’yı kuşatıp, parçalama, Çin’in büyümesini kontrol altına alma ve dünya güçleri üzerinde bir demir yumruk tutma planı şimdi darmadağın olmuştur. Son günlerin olayları her şeyi değiştirdi.” (http://www.guncelmeydan.com/…/batili-bir-gazeteciden-darbe-…)

ABD desteği ile başa geçenler, gerekli desteği alamayınca, kendilerini korumak saiki ile gözlerini bölgesel güçlere çevirmişlerdir. Rusya ve İsrail’le bozulan ilişkiler onarılmakta, hatta Suriye’ye özel ulaklar gönderilmektedir.

Amerika Kürt koridorunu mümkün kılacak PYD /PKK ya karşı mücadeleyi hoş karşılamamış, Çin ile füze görüşmelerine, Rusya ile yakınlaşmaya daha fazla dayanamamıştır. Şimdi bu yarım darbe girişimi sonrası ortaya çıkan durumu değerlendirecek, başladığı işi bitirmek için elinden geleni yapacaktır.

Türk milleti tarihte birçok kez olduğu gibi ister o ister bu cenahtan olsun tehlikeyi ‘hissetmiştir’. Bundan sonraki süreç içinde önemli ‘bir araya gelişlere’ imza atacağı kesindir! Bu tünelden geçerken aydınlar teklememeli, somut durumlara ‘ecnebi’ soyutlamalar yerine ‘Türkiye gerçeği’ne uygun bilimsel çözümler üretmelidir.

Banu AVAR

25 Temmuz 2016

Paylaş
Önceki İçerikTRT’DE SORUŞTURMA VE ANILAR!
Sonraki İçerik“SİVİL ORDU” DEMEK, YOKOLAN ORDU DEMEKTİR!
2009’da Avrasya TV'de DÜNYA DÜZENİ adlı haber programını yaptı. 2004-2008 arasında TRT'de ‘SINIRLAR ARASINDA’ Haber Belgesel Programının yapımcısıydı. Londra City University televizyon bölümünde yüksek lisans yapan ve BBC TV Belgesel kurslarını bitiren Banu Avar BBC Türkçe bölümünde yapımcı ve sunucu olarak çalışmış, TRT’nin Londra muhabirliğini üstlenmiş; Günaydın, Vatan, Dünya, Politika gibi gazetelerde muhabir olarak çalışmış ve birçok dizi yazıya imza atmıştır. TRT 1 ve TRT 2’de yapımcılığını, yönetmenliğini ve sunuculuğunu üstlendiği "Mozaik" ve "Kaleideskop" programları yayınlanmıştır. "32. Gün" programının ilk yıllarında programın Londra muhabirliğini yapmış ve Kıbrıs, Demirkırat gibi belgesellerde yapımcı, araştırmacı olarak görev almıştır. BEN SEZAR (‘I, Ceasar’), KIRIM SAVAŞI (‘Crimean War’), BÜYÜK OYUN ‘The Great Game’ ve TRUVA ‘Troy’ gibi BBC ve Discovery Channel belgesellerinin künyesinde Türkiye prodüktörü olarak yer almıştır. 1999’da TV8’in belgesel bölümünü kurmuş, 2004’e kadar 30’dan fazla belgesele imza atmıştır. 2004 yılında -Attila İlhan ve Erol Manisalı ile birlikte- işine son verilmiştir. Denizciler, Bir Zamanlar Kıbrıs’da, Artık BİZ DE varız!, Devlerin Savaş Alanı Afganistan, Türkiye Sevdalıları gibi belgesellerden OHRİ, GÜZEL OHRİ Makedonca’ya çevrilmiş ve Makedon Ulusal TV Kanalında bir çok kez gösterime girmiştir; Rıza oğlu Haydar ALİYEV belgeseli ise Azerbaycan Devlet Kanalında defalarca yayınlanmıştır. 2004 yılında yapımına başladığı; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Avrupa’dan dosyalarla 82 ülkeden konuların yer aldığı Sınırlar Arasında belgeseli 2008 mayıs ayında ABD, İsrail, Gürcistan, İsveç Büyükelçilerinin şikayetleri sonucu yayından kaldırıldı.. Bu gerekçe TRT üst yönetimi tarafından beyan edilmiştir! Avar daha sonra, 2009 Şubat - Haziran arasında AVRASYA TV (ART)'de "DÜNYA DÜZENİ" adlı haber programını yaptı. Banu Avar, 2004-2008 yılları arasında 40'dan fazla kurumdan çeşitli ödüller ve plaketler almıştır. 8 kitabı bulunmaktadır: Sınırlar Arasında (2006) Avrasyalı Olmak (2007) Hangi Avrupa (2007) ‘Böl ve Yut!’ (2008) Hangi Dünya Düzeni (2009) Kaçın Demokrasi Geliyor (2010) Gün O Gündür (2012) Zemberek (2016)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here