‘GAZİ PAŞA’ belgeseli için kolları sıvamış çalışıyordum. Attilâ ağabey (İlhan) destekliyordu. 2005’de O’na belgeselin anahatlarıyla ilgili düşüncemi anlatmıştım.

13 Kasım 1918 ile başlayacaktım. O gün Adana’dan gelip, İstanbul Haydarpaşa tren garına inmişti. Aynı anda yunan donanması Haydarpaşa önlerindeydi. İngiliz işgal kuvvetlerinin merkezi olan Arapyan hanı üzerinde İngiliz bayrağı dalgalanıyordu.

Pera palas işgal güçlerinin subaylarıyla dolup taşmıştı.

Fransız tugayı Istanbul’daydı.

O düşman zırhlıları arasından geçerken yaverine fısıldamıştı: ‘GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!’

Belgesel böyle başlayacaktı.

Sonu mu? 10 kasımla değil HATAY’la sonbulacaktı… Özetle şöyle:

Ocak 1937. Park Otel’de Fahrettin Altay Paşa’ya diyor ki: ‘Paşa, ben Cumhurbaşkanlığını bırakacağım. Hatay’a çete reisi olacağım!’

Hatay Fransız idaresindeydi.. Fransız hükümetiyle görüşmeler tıkanmış gibiydi. Gazi Paşa Hatay’ı ‘kendi usulleriyle çözecekti’.

Hasan Rıza Soyak’a ‘tutacağım yolu çoktan kararlaştırdım’ demişti. ‘Devlet reisliğinden de , mebusluktan da istifa edeceğim. Güvenilir arkadaşlarla Hatay topraklarına geçeceğim Oradaki mücahitlerle beraber meseleyi halledeceğim. İsterse Türkiye hükümeti beni asi ilan etsin ve hakkımda takibat yapsın!’

Bu sözleri söylediğinde ölümünden sadece 1 yıl önceydi. Hastalığı ilerlemişti. Hiç tereddüt etmeden yeniden 1919’a dönmeyi ve mücadeleyi yeniden başlatmayı planlıyordu.

Hatay’da Fransızların karşısına Balkan ve Saadabat Paktı içinde yeralan ülkelerin genel kurmay başkanlarıyla çıktı. Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde olduğunu haykırdı… Fransa bunu kabul etmezse ne mi olurdu…

”… bakınız bütün şu etrafımda gördüğünüz şanlı ve mümtaz şahsiyetlerin, temsil ettikleri şerefli kuvvetlerin, Balkan Paktı ve Sadabat Paktı kuvvetlerinin, kıymetli, kudretli ve muazzam dostluğu var; bunun önemini devletinizin anlamamasını ve benim talebimi reddetmesi ihtimalini, tasavvur edemiyorum…” demişti

Fransa çekildi!

İşte belgesel böyle bitecekti…

HATAY’daki tavır, Gazi Paşa’nın ‘sürekli devrimciliğine’ en iyi örnekti.

O, Milli Mücadeleye başladığı andan beri, komşu ülkelerdeki anti emperyalist mücadeleyi desteklemişti.

Özellikle Suriye’de milli güçlerle birlikte hareket etmişti.

Fransızlardan bağımsızlığını aldıktan sonra Suriye ile bir konfederasyon düşlemişti.

Bugünkü manzaradan ne kadar uzak değil mi?

*-*-*

19 Mayıs 2011.. 92 yıl öteden 19 Mayıs’a bakıyorum… Emperyalizme karşı direnişi kutladığımız gün 19 MAYIS…

Milli direnişin sembolü olan gün!

Kasım 1918’de ‘direniş yuvaları oluşturun!’ diyen Mustafa Kemal Paşa, ön çalışmaları, kadroyu, örgütlenme şemasını belirlemiş ve 19 Mayıs 1919’da fiilen harekete geçmişti.

O güne kadar Anadolu’da birtakım çoban ateşleri vardı.. Anadolunun dört bir yanında, direniş komiteleri, yerel kongreler toplanmaktaydı. Toplanmasına toplanmaktaydı AMA büyük bir çoğunluğu, kurtuluşu İngiliz ve Fransız mandasında aramaktaydı. Aydınlar İngilizci Amerikancı ve Fransızcı olarak ayrılmıştı.. Yedi düvel, etnik grupları kışkırtmakta, aynı anda kendisine iltifatkar olanları kullanmaktaydı…

Falih Rıfkı Atay’ın sözleriyle,

‘ O günlerde 2 ihtimal vardı:

Biri Hürriyet ve İtilaf partisiyle, saraya ve Bab-ı Ali’ye dayanan İngilizler eliyle parçalanmak;

İkincisi yalvara yalvara Amerikan mandası altına girmek ve yurt bütünlüğünü korumak!

Büyük devletlere meydan okuyucu bir BAĞIMSIZLIK SAVAŞI, bu zevat için imkansızdı!’

Bugünkü manzaraya ne kadar benziyor değil mi?

Gazi Paşa, TAM BAĞIMSIZLIK diyerek yola çıktı ve millet onu MEŞRU kıldı… Bir bütün oldular!

Bu millet ‘Ya istiklâl ya Ölüm!’ dedi. Şuralar örgütledi, miskinliği üzerinden attı, direndi… Olmazları olur yaptı… Kendine güveni arttı.

Sonra büyük oyunun çarkları arasında kaldı.. Başladığı noktaya benzer bir noktada işiyle aşıyla umuduyla,oynandı… Ama o millet işte bu millet!

Bugün ya bağımsız olmak ya olmamak’ diyecek fıtratı kaybolmadı…

Belki bunca gürültü arasında sesi boğuklaştı ama işte o kadar!

Bugün 19 MAYIS… Direnişin başladığı gün! Tüm genç kardeşlerimden tek dileğim var. Bu sembol günü kutlamak için NUTUK okuyun!

      Attila ilhan’ın HANGİ ATATÜRK’ünü okuyun.
      Emin Değer’in OLTADAKİ BALIK TÜRKİYE’sini okuyun
      Falih Rıfkı Atay’ın ÇANKAYA’sını okuyun.
      Metin Aydoğan’ın YENİ DÜNYA DÜZENİ; KEMALİZM ve TÜRKİYE’sini okuyun…
    Sinan Meydan’ın ATATÜRK’ÜN GİZLİ KURTULUŞ PLANLARI VE CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI’nı okuyun…

Orada ipuçları var…


Banu AVAR, 18 Mayıs 2011

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir