Haftasonu İsparta Eğirdir’de NEFES aldık.. 1237’de yapılmış bir medresenin içinden geçip koca Eğridir maviliğini selamladık ve Sivri dağın tepesindeki ahlat ağacıyla bakıştık.. Meydan’da tanıştığımız Hamdi’nin nazik ikramı için ona teşekkür şansımız bile olmadı, çünkü ikramdan önce yokolmuştu…

Nefes veren Hamdi’ydi, gece yarısı sosyal medyaya mesaj atıp sabah yanımıza koşan Havva’ydı, Irmak’tı, Burcu’ydu, Ahmet’ti, Türkan’dı, Abdurrahmandı, Necati’ydi.. Bu liste uzar gider… Sevgili Yusuf Yavuz, ve tarım savaşları yazılarıyla tanıdığımız Erhan Ünal ve diğer dostlar nefesimize nefes kattık..
Size Eğirdir ve Pınar pazarından bazı portreler çektim..Pınar pazarında dolaşırken bir çoğuyla dertleştim.. Üretimden kopmamış, binlerce yılın geleneğini sürdüren köylüler, hayvancılık ve tarımı en özgün metodlarla uyguluyor ve pazarlarında bir meyva sebze cenneti ortasında dağ çiçekleri gibi oturuyorlardı.. Keşke her birinizi alıp araya götürebilsem..
Eşi Tunceli’nin bir dağında jandarma astsubay olarak görev yapan Havva, kızı Irmak’a sarılarak bana evlendiği günü anlatıyordu:

“18 yaşında Aksu’dan Şırnak’a gelin gittim.. Eşim orada görevliydi.. 1 gece evde kaldı ertesi gün göreve gitti. 1 hafta sonra geldi. Bir iki gün sonra yine günlerce süren bir çatışmaya gitti.. Vücudum şişti, kaşıntılar başladı, ağlamaktan gözlerim görmez oldu.. Sonra alıştım..” Havva Eğirdir’deki kır çiçeklerinden biri.. Eşi şimdi aileye ‘uygun olmayan’ bir dağın başında.. 10 ay daha sadece helikopterle ulaşılan bir mevzide görev yapacak.. Sonrası belli değil..
Abdurrahman ve Burcu Ateşoğlu Pınar Pazarında beni buldu.. Abdurrahman veterinerdi.. “Burada bir eviniz var” dedi.. Eğirdir’deki dost meclisine onlar da katıldı..
Selim Dağ komando okulundaydı.. O gün çarşı izniydi.. 2 ekimde acemilik bitecek dağıtıma girecekti.. Titreyen elinde küçük bir kağıt uzattı: “Birşeyler yaz” dedi..
Pınar pazarında Nimet, Ayşe, Saime, Necla, Türkan Faruk ve daha nicesi çakmak gözleriyle “Eğirdir kaledir! Teslim olmaz!” dediler.. Daha önce yazmıştım.. Pazarda çocuk elbiseleri satan Ahmet ve Türkan tezgahın altında duran NUTUK’u hatmediyorlardı..
Büyük kentlerde, çevresindeki ‘aydın’ kimliklerden bunalanlara ve şikayeti yapacak tek şey sananlara naçizane tavsiyem, Anadolu’da dolaşın.. Kendi milletinizle kaynaşın.. Nefes alacaksınız.. Üstelik ÇARE de orada..

Banu AVAR
24.09.2014

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir